Yaprak kıpırdasa ruh hali değişir olmuştu. Duyumsamak ve farkındalık girdabı onu içine çektikçe, ölen bir yıldızın kara deliğe dönüşmesi gibi sesi, ışığı, havayı kendine çekip hapsediyor ve insanlar bir bir bu renksiz, sessiz adamı terkediyorlardı.
Hayatım hep birşeyleri yapmak ve inşa etmekle geçti. Bir gün olsun yıkıcı bir tavra bürünemedim. Üst üste kurulan üç iskambil kağıdını bile kayıtsızca bozmayı başaramam. Hal böyleyken yıkıcı olmanın vereceği zevki anlayabilmek çok zor. Ama şunu anlıyorum ki yıkamamak korkaklık, yıkmamak ise alışkanlıktan.
Peki yıkım gerekli midir? Bazen yenilenmek gerekir ve yeniyi kurarken var olanı yok etmeniz gerekir. Ne kadar acı gelse de...