İnanacak bir şey arıyordun, üzgündün; şehirliler kadar üzgün, balkonunda çiçek yetiştirenler kadar üzgün, gece yarısı sigarası bitenler kadar üzgün, evinde konserve yiyen yalnızlar kadar üzgün. Kitap aralarında çiçek kurutan kadınlar kadar üzgün.
Karşı karşıya geldiğinizde bir anlığına sustun. Acemice bir suskunluktu, aradığın hiçbir kelimeyi bulamadın, dilin tutuldu ve o zaman anladın ki orada, uzakları yakın eden sultaniyegâh bir aşk derdi var; kelimeleri ötelere savuran, sessiz sedasız, aşk. Kelimeleri kifayetsiz, aciz, dermansız bırakan kader. Alınyazısı.