Cazi öner

İnanacak bir şey arıyordun, üzgündün; şehirliler kadar üzgün, balkonunda çiçek yetiştirenler kadar üzgün, gece yarısı sigarası bitenler kadar üzgün, evinde konserve yiyen yalnızlar kadar üzgün. Kitap aralarında çiçek kurutan kadınlar kadar üzgün.
Reklam
Karşı karşıya geldiğinizde bir anlığına sustun. Acemice bir suskunluktu, aradığın hiçbir kelimeyi bulamadın, dilin tutuldu ve o zaman anladın ki orada, uzakları yakın eden sultaniyegâh bir aşk derdi var; kelimeleri ötelere savuran, sessiz sedasız, aşk. Kelimeleri kifayetsiz, aciz, dermansız bırakan kader. Alınyazısı.
Beyaz kanatlı bir kelebek şehrin en işlek meydanında asık suratların arasında süzüldü. "Sen gerçek misin?" diye soracaktın az daha. Oysa mucizelere inanıyorsun: Babasız dünyaya gelen çocuğa, ayın ortadan ikiye ayrılmasına, Kızıldeniz'in yarılmasına, toprağa konan ölünün dirilmesine ve aşka.
Herkes biliyor yalnızlığın ölüm, ölümün de yalnızlık olduğunu. Belki bu yüzden en çok ölenle ölünmez demeleri öfkelendiriyor seni. Çünkü bir gece sabaha karşı henüz güneş doğmadan öldün sen. Ölenle öldün. Hayat dolu bir parçan eksildi, hayata bakan gözlerin kör oldu, alacakaranlıkta yapayalnız, çırılçıplak kaldın.

Cazi öner

, bir kitabı yarım bıraktı
%6 (16/248 syf.)·
Latife Tekin
7.4/10 · 10,8bin okunma
Reklam