Gençler yaklaşın da anlatayim neler var neler ;
Bayan Ming’in Hiç Olmayan On Çocuğu, var olmayan çocuklar üzerinden varlığın, sevginin ve insanın iç boşluğunun hikâyesini anlatır. Gerçekle hayal arasındaki o ince çizgide yürürken, okura şunu fısıldar: "İnsan bazen sahip olmadıklarıyla ayakta kalır."
Bayan Ming, Çin’in tek çocuk politikasının gölgesinde, on çocuğu olduğunu söyler. Oysa bu çocukların hiçbiri yoktur. Ama yoklukları, var olanlardan daha canlıdır. Çünkü her biri, Bayan Ming’in bastırılmış anneliğinin, yarım bırakılmış hayatının ve dile gelmemiş sevgisinin birer yankısıdır.
Schmitt, bu kısa ama derin metinde şunu yapar:
Devletin sayılarla sınırladığı hayatlara, insanın hayal gücüyle açtığı gizli bir kapı koyar. Bayan Ming’in çocukları, birer direniştir. Sessiz, zarif, kırılgan ama inatçı bir direniş. Sevginin izne tabi olmadığını hatırlatır.
Kitap boyunca annelik, biyolojik bir gerçeklik olmaktan çıkar; bir varoluş biçimine dönüşür. Bayan Ming’in çocukları, doğmamıştır ama büyümüştür. Çünkü sevgi, ille de ete kemiğe bürünmek zorunda değildir. Bazen yalnızca anlatılmak ister.
Dilin sadeliği aldatıcıdır. Metin kısa, cümleler yalındır ama alt metni ağırdır. Yalnızlık, baskı, kadın olmanın sessiz yükleri ve toplumun bireyin iç dünyasına çizdiği sınırlar usul usul işlenir. Okur, Bayan Ming’e acımaz; onu anlamaya başlar. Ve belki de en çok burada sarsılır.
Bu kitap, yüksek sesle ağlamaz. Bağırmaz.
Ama insanın içine oturur.
Ve şunu düşündürür:
Gerçekten kaç çocuğumuz var değil mesele…
Kaç sevgiye izin verildiği .Son iki kitabım da da kadın olmanın yüklerini , sorumluluklarini , acı taraflarını güzel yanlarinı okudum belki de iki kitabın peşpeşe gelmesi tevafuktur çıkarmam gereken bir ders vardır .Ne dersiniz, ben bu kitaba buradan baktım dostlarım okur iseniz