Mehmet BAZMAN

Mehmet BAZMAN
@Cefai
Kalemin ucundaki kişisel deneyimler, bir yaprağın damarlarındaki şiirler ve dünyanın nabzını tutan güncel konular.
Yazar
Almanya
Bingöl
13 okur puanı
Eylül 2025 tarihinde katıldı
Gazze
Bir kınama metni yazdım, mürekkebi kurumadan, "İnsanlık" diye bir kelime düştü içine, Utancından yüzü kızardı. "Tarafsız" harfler döküldü sayfaya, bir enkazın üzerine, Sessizliğim "Durun!" diye haykırdı, duyan oldu mu, bilen var mı? Gazze, seni haritalara sığdıramayan çığlık! Rakamların gölgesinde kalan her bir nefes, bir evren. "İnsani yardım" denen o soğuk, hesaplı cümle, Bir çocuğun avucunda sönen ekmeğe ne kadar da uzak... Gerçekler mi? Onlar en ağır mermilerle delik deşik edildi. Kamera lenslerine takılan, "izinli" acıların kırıntısı sadece. Asıl trajedi, bu yangını seyrederken, "Yangın var!" diye bağıranın "taraflı" addedilmesi. Ve kınamak... Ah, o çelik zırhın ardındaki yüreksiz eylem! Parmak kaldırmak, rapor yazmak, "üzgünüz" demek... Bir su birikintisine taş atıp, halkaların sonsuza yayılmasını izlemek gibi. Oysa o taş, bir çocuğun bir daha okuyamayacağı okulun temeline düşüyor. Bu, bir tercihin şiiri değil; insan olmanın ısrarlı feryadı. Bir yanda "meşru müdafaa"nın hukuku, öte yanda "canlı kalkan"ın çığlığı. Hangisi daha ağır basar terazide, sorulsa? Terazinin kendisi parçalandı, çöktü enkaz altında. Biz ise, kırık bir aynanın parçaları gibi, Sadece bir yanını görüyoruz hakikatin. Ve her parça, kanayan bir gerçeği yansıtıyor avucumuza. "Doğru" bu kadar acıtmasaydı eğer,
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Aynı Ağacın Zıt Yaprakları
Oysa ne gerek vardı kutuplaşmaya? Sorduğun o kadim soru, insanlık durumunun ta kendisi. Belki de gerek yoktu ama oldu. Tıpkı ilk dilenciyi yaratan ilk zenginlik, tıpkı ilk "öteki"ni yaratan ilk "ben"lik gibi. Siyahla beyaz, aynı gölgenin iki ucu aslında. Işığın olmadığı yerde siyah da yok, beyaz da. Fark, ışığın geliş açısında saklı. Sana göre siyah olan, belki de benim üzerime düşen ışığın sadece keskin bir gölgesi. Bana göre beyaz olan, senin sırtını döndüğün pencerenin aydınlığı. Asıl mesele, fikirler mi, insan mı? İşte bütün düğüm burada. Saygı konusu olması gereken, önce insandı; o kutsal, soluk alıp veren can. Fikirler ise o canın dünyayı anlama çabasının yonttuğu heykellerdi. Ama zamanla heykeller, heykeltıraşın önüne geçti. İnsan, fikrin arkasına saklandı. Fikirler, kimliklerimizin zırhı oldu. Zırh o kadar kalınlaştı ki altındaki yüreğin attığını unuttuk. "Beyaz" dediğimde, senin "siyah"ına saldırıyorsam eğer, artık fikre değil, fikri taşıyan insana kılıç çekmişimdir. Bu bir trajedidir aslında. Aynı ağacın zıt dallarında açan çiçekleriz biz. Aynı topraktan beslenip, aynı gökyüzüne bakıyoruz. Sen rüzgârı doğudan, ben batıdan alıyorum diye, köklerimizin aynı yere uzandığını nasıl unuttuk? Belki de çözüm, siyahı ve beyazı tartışmakta değil, aradaki sayısız gri tonu görmekte yatıyor. O gri tonlar, ne tam senin ne de tam benim olan, aramızda kurulacak köprülerin rengidir. Ve belki en büyük erdem, "beyaz"ımı savunurken senin "siyah"ında da kendime ait bir parça bulma cesaretini gösterebilmektir. Çünkü nihayetinde, bana siyah geleni anlamadığımda, sadece senin rengini değil, kendi rengimin de yarısını kaybederim. Dünya bir renk cümbüşü iken, siyah ve beyazın hüznüne nasıl mahkûm olur?
Altın Kafesler ve Çöl Rüzgarları
Ey altın saraylarda oturanlar! Ey petrol çeşmelerinden akan servetle yıkananlar! Ey cihanı titreten ordulara kumanda eden elleri öpenler! Biz ki; yetmiş dört milyon kilometrekarede üç yüz milyon Müslümanın hamisi olma iddiasındayız, ama tek bir Gazze’yi koruyamıyoruz. Biz ki; her cuma "ümmet bilinci" nutukları atıyoruz, ama Filistinli kardeşlerimize mezar olan topraklarda Batılı silahlarla oynuyoruz. Ne garip bir tecellidir ki; petrolümüz Batı’ya akar, silahlarımız Batı’dan gelir, düşmanımızı Batı besler, biz ise Batı’ya hayran kalırız! Kâğıt üstünde "İslam Birliği"ni tartışırız, gerçekte ise sınırlarımızda surlar öreriz. Kardeş kanı dökülürken, lüks otellerde "zulmü kınama" bildirileri yazarız. Ey ironinin tahtındaki sultanlar! Kâbe’nin örtüsünü ipekle dokuyup, Mescid-i Aksa’nın halısını çivilerle delecek kadar duyarlıyız! Biz ki; her yıl hacda beyaz ihramlarla arınırız, ama siyaset masalarında kirli pazarlıklarla lekeleniriz. Kâbe’ye yol buluruz da, Gazze’ye ekmek götüremeyiz. Ne hazindir ki; uçaklarımızla Londra’ya alışverişe gideriz de, Gazze’ye ilaç uçuramayız. Petrol borularımız dünyayı sarar da, zulüm duvarlarını aşamayız. Ey diplomatik notalarla oynayanlar! Ey Birleşmiş Milletler kürsülerinde hatiplik yarıştıranlar! Ey "cihad" nutukları atıp, silah fabrikalarına sipariş verenler! Siz ki; zulme karşı "kınama"yı icat eden, ama eyleme geçmeyi unutanlarsınız. Siz ki; her mazlum öldüğünde bir tweet atan, ama tankları durduramayanlarsınız. Bizler ki; altın kafeslerde şarkılar söyleyen kuşlarız. Kanatlarımız var ama uçamayız. Gözlerimiz var ama göremeyiz. Yüreklerimiz var ama hissedemeyiz. Belki de en büyük zulüm; zulme karşı şiirler yazıp, ama zulmü durduramamaktır. Ey İslam diyarının sultanları! Petrol kuyularınızda yansıyan yüzünüzü görün artık! O yüz ki;
Kâğıttan Gemiler
Bir çocuk, minik elleriyle bir kâğıt katlar, Haritanın delik deşik olduğu yerde. Okyanus değil, kanala salar umudunu, Savaşın kurşun mermilerine karşı. Hayallerini yüzdürür bu küçücük teknede. Yetişkinler dünyası, ekran başında, Her sözcükle yeni bir cephe çizer. "Terör," "meşru müdafaa," "insanlık..." Her kavram, bir mezarlığı örten ince bir kar gibi. Gerçek acıyı görünmez bir örtüyle saklar. Bir anne, paramparça olmuş umutlarını, İki ekmeğin arasına sığdırabilir mi hiç? Medeniyet denen o büyük sahnede, Sessizliğimiz, en derinden gelen çığlık olur. Kulakları sağır eder, kalpleri deler. Ve bizler, Hâlâ seyirci koltuğunda mıyız? Videonun altına "çok üzücü" yazıp, Hayatımızın akışına geri dönerek. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ey dünya! Bu yanan ateşi söndürecek elin, Neden hep zafer sarhoşu kılıçlarla sıvazlanır? Gazze, sadece bir coğrafya parçası değil, Vicdanımızın haritasında, kanayan kırmızıyla çizilmiş bir uçurumdur. İnsanlığın ruhunun yansımasıdır.

Mehmet BAZMAN

, 1000Kitap'a katıldı.