Gerçekten de gençlik okumaları, sabırsızlık, dikkatsizlik ve yaşam konusundaki deneyimsizlik yüzünden pek yararlı olmaz. Kitabı olgunluk çağımızda yeniden okuduğumuzda, artık içsel mekanizmalarımızın bir parçasını oluşturan ve kökenini unuttuğumuz bu değişmez unsurları yeniden bulduğumuz olur.
Yazmak isteği duyan her insan, düşünce ve dil gücünü beslemek için sürekli olarak okumak zorundadır. Ama hangi tür bir okumayla bu dil ve düşünce gücü kazanılır? Bunun için kesin ve tek bir yol gösterilemez. Ancak tek bir şey söylenebilir: Değişik yazı türleri, değişik okuma yöntemleri gerektirir. Sözgelimi bir roman ya da öykü için uygulayabileceğimiz bir okuma yöntemini, bir düşün yapıtı okurken uygulayamayız. Kaldı ki, birimiz için geçerli olan bir yöntem, başka birimiz için geçerli olmayabilir. Bu yönden, her okur, gerçekte, kendi okuma yöntemini kendisi yaratır.
Oxfordlu filozof Luciano Floridi, bilginin soyutluk derecesine bağlı olarak birçok farklı açıklamayla ilişkilendirilebilecek "anlaşılması zor bir kavram" ve "çokbiçimliliğiyle nam salmış bir olgu" olduğunu söylüyor.
İnsanlık evinin kapısını açan ve dışarıya göz ucuyla bakan bir çocuktu. Sonsuz gece onu o kadar korkutmuştu ki geniş ve saf karanlık karşısında titremekten ve kapıyı sıkıca kapatmaktan başka bir çare görememişti.