*Herkesin gördüğünü gör , kimsenin düşünmediğini düşün.
*İnsanın hayatını 2 şey değiştirir ; Okuduğu Kitaplar ve Tanıştığı İnsanlar
instagram.com/cem_sofu
Balıkçılık, denizcilik, yat sektörü ve uluslararası taşımacılıkta mazot desteği yerine vergi istisnası getirildiği için bu sektörler gerçekten ucuz mazot kullanıyor. Fakat çiftçiye aynı uygulama getirilmedi..
Türkiye'de tarımsal üretimin önündeki en büyük engellerden biri, girdi fiyatlarının çok yüksek olması. Çiftçinin üretim maliyetlerini çok artırıyor. Ürün fiyatları aynı oranda artmadığı için çiftçi zaman çoğu zaman zarar ediyor , para kazanamıyor. Girdi fiyatlarının yüksek olmasının temel nedeni ise dışa bağımlılık. Bitkisel üretimde kullanılan mazot, gübre, zirai ilaçların büyük bölümü ve tohumun da bir bölümü ithal ediliyor..
Kendi parasıyla arazi alıp çiftçiliği destekleyen, halkına tarımı sevdiren ve , "bu ülkenin gerçek sahibi , hakiki üretici olan köylüdür" yani "köylü milletin efendisidir" diyen Mustafa Kemal Atatürk'ün vizyonuna sahip çıkılmadığı için bu ülkede yıllar sonra köylüye " ananı da al git " denildi. Bu anlayış devam ediyor. Çiftçi , tarım yok sayılıyor. Pandemi şartlarında bile yok sayıldı. Birçok destek paket açıldı. Çiftçiye destek çıkmadı..
Gezegeni esir alan koronavirüs insanları evlere hapsederek evlere hapsederek dünyayı büyük bir hapishaneye çevirince tarım ve gıdanın ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşıldı. Karımı değersizleştirmek, yok saymak için "un tuz domates bir telefon etmiyor " diyerek tarımı küçümseyenler, telefonun yenmediğini de görmüş oldu.
Türkiye gibi tarımsal potansiyeli çok yüksek bir ülkede normal şartlarda kıtlık da olmaz açlık da olmazdı. Fakat pandemi döneminde yaşananları, tarımı yok sayma anlayışını, ithalat politikasının devam ettiğini görünce, üretmezsek açlık da olur, kıtlık da olur demek zorunda kaldım. Raflarda istediğiniz kadar ürün olsun, tüketicinin alacak parası yoksa, gücü yoksa bu da kıtlıktır. Kıtlık sadece ürünün olmaması değildir. Tam olarak da yaşanan buydu..