"Bir çocuk" demiştim, "daha okul çağma bile gelmemiş bir çocuk, nasıl düşünür bunca şeyi?"
Franz gülmüştü. Bu, gözyaşlarını tebessümle kurulayan birinin gülüşüydü.
"Bir zamanlar çocuk olduğumuzu unuttuğumuz gibi, çocukluğun neye benzediğini de hatırlamıyoruz değil mi Behiye? Çocukken ne çok şeyi düşünüp anlayabildiğimizi unutuyoruz.Biraz büyür büyümez, etrafımızdaki çocukları dertsiz
tasasız mahlukatlar sanmaya başlıyoruz. Onlara dünyanın gamından uzak, aptal, mutlu, minik şeylermiş gibi davranıyoruz.
Oysa dönüp bakmaya gücün yeterse, kendi çocukluğunu bir hatırlasana. Ömrümüzün en kırılgan, en zor günlerini
orada geçirmedik mi? En çok o zaman incinmedik mi?
Sevmeyi daha iyi bilmez miydik çocukken? Sevdiğimiz uğrna başka mutluluklardan vazgeçmeyi, sessiz bedeller ödemeyi. . .
Bir çocuk her şeyi bilir Behiye, ama en çok incinmeyi . . .
Çocukluk kadar incitici bir şey var m ı ş u dünyada? Mutlu bir çocukluk olabilir mi?"
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsan da böyle bir şeydi işte. Az sonra eriyeceğinden habersiz
minik bir kar tanesi gibi. Bir yerden bir yere gittiğini
düşünürken, aslında havada savrulup dururdu. Biricik olduğunu
sanırdı ama ne yaparsa yapsın dai m a öbürlerine benzerdi.
Bölünüp dururdu kalabalığın içinde insan. Kendi n i
kendine, kendini başkalarına, sonra başkalarını yine kendine
bölerdi. Hiç'e varıncaya kadar bu hep böyle sürerdi. Diliyordu
artık Rıdvan, her şeyin hiçbir şey olduğu bir dünyada
yaşıyordu. Kumla çöl, damlayla derya birdi. İnsansa, kendisi
olmaktan çok Havva'nın torunlarından biriydi. Herhangi
biri. Yazılmış bütün hikayeler, yaşanmış bütün günler, kurulmuş
bütün hayaller, onlara sahip çıkmaya çalışan zavallılara
rağmen, insanlığın ortak havuzuna aitti_ Kendini bugünün
ve dünyanın efendisi sananlar da tıpkı geri kalanlar gibi,
er ya da geç, kar taneleri misali zamanın ve uzayın içinde,
o kudretli efendinin göğsünde eriyecekti. Hayat bizden öncekilerin
çıkardığı bir hırkadan başka bir şey değildi. Biz giyecektik,
bizden sonrakiler giyecekti. Birbirimizin terini kokacaktık.
Birbirimizin ayıbını, günahını ve sevabını taşıyacaktık.
Hepimiz bir olacaktık.
Kitabın sonlarına geldiğimde şimdi ben bunun imcelemesine ne yazacağım,hangisinden başlayacağım deyip durdum kendi kendime.. Saklı Bahçeler Haritası,yazarın okuduğum ikinci kitabı. İyi ki “Unutma Beni Apartmanı” ile bu kitabın arasını biraz uzun tutmuşum (: Zira okurken karakterleri hemen eşleştirip kitabın sonundaki heyacanı kaçıracak idim yoksa. Kitap beklemediğim,tahmin edemediğim bir kurgu ile yazılmış ve bu durumu çok sevdim :) Okurken Behiye karakterini çok benimsemişken Suad karakterine de bir o kadar ifrit oldum, Suad hayatının büyük bir kısmında haketmediği yaşamı yaşasa da yazarın anlatım dili Suad’a hak verme seçimini yaptırmadı bana. Ve sonunda ikisinin kavuşmasını beklerken aslında tek bir kişi olmaları büyük şaşırttı.Okurken Rıdvan’ın mektupları gönderenin peşine düşmesi, yaşadığı gerilim kısmı da çok güzel yansıtıldığını düşünüyorum. Keyifle okuduğum, incelemesini keyifle yazdığım bir kitap oldu. Ve son olarak N.Y bu mektupların yazarı olmayı kesinlikle haketmedi. O kısma çok kızdım (: