Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin Çocukları kitabı, insanın iç dünyasında uzun süredir adı konmamış duygulara sessizce ışık tutan bir metin gibi. Okurken en çok hissettirdiği şey, aslında “fazla büyümüş ama içi hâlâ çocuk kalan” yanlarımızın yalnız olmadığıydı. Bazı sayfalarda insan kendini savunmasız bir aynanın karşısında buluyor; yıllarca “neden böyleyim?” diye sorduğun şeylerin aslında kişisel bir kusur değil, çocuklukta öğrenilmiş bir hayatta kalma biçimi olduğunu fark ediyorsun. Bu fark ediş hem acı verici hem de
Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin Çocukları şaşırtıcı derecede rahatlatıcı.
Kitap ilerledikçe, bir yandan geçmişin yükleriyle yüzleşirken bir yandan da içten içe bir “anlaşıldım” hissi doğuyor. Sanki biri oturup uzun zamandır duymadığın bir cümleyi söylüyor: “Haklısın, bunu yaşaman kolay değildi.” Bu cümle bile birçok şeyin yerini değiştiriyor. Okumak, sadece bilgi edinmek değil; aynı zamanda çocukluğuna dönüp oradaki küçük seni görmek, ona sarılmak ve ilk kez gerçekten “yalnız değilsin” diyebilmek gibi bir deneyime dönüşüyor.