Nağme

Birini gerçekten sevmenin çok basit bir göstergesi var: Sohbetini sevmek. Sohbetini sevdiğini seviyor insan. Bir şekliyle sesini, dilini, hâlini, jargonunu, hitabetini, retoriğini, mimiklerini sevmediğini ise sevmiyor gerçekten. Muhabbetin "sevgi" ve "sohbet" iki anlamı olması öyle manidar ki. Birine muhabbet etmek ve muhabbetini sevmek eşdeğer bir şey.
Fikir İşçisi isimli okura yanıt verildi
Nağme
Kıymetli yorumunuz için teşekkürler ☺️ O zaman ben de şöyle bir duada bulunayım: “ Rabbim ,Sevdir bize hep sevdiklerini, yerdir bize hep yerdiklerini, yâr et bize erdirdiklerini.” Allah bizleri Habibini (sav) hakkıyla sevenlerden eylesin🌹
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Birini gerçekten sevmenin çok basit bir göstergesi var: Sohbetini sevmek. Sohbetini sevdiğini seviyor insan. Bir şekliyle sesini, dilini, hâlini, jargonunu, hitabetini, retoriğini, mimiklerini sevmediğini ise sevmiyor gerçekten. Muhabbetin "sevgi" ve "sohbet" iki anlamı olması öyle manidar ki. Birine muhabbet etmek ve muhabbetini sevmek eşdeğer bir şey.
füruğ isimli okura yanıt verildi
Nağme
Tersten düşününce de öyle tabi:))
Ebû Amr-ı Mervezî şöyle demiştir: “Sürekli irdeleyenin sakınma melekesi kuvvet bulur. Sakınma melekesi kuvvet bulanın şüpheli şeyleri reddetmesi, apaçık olanları kabul etmesi ise kolay olur."
Din
Nağme
Şâh Şücâ'-i Kirmânî diyor ki: "Takvânın alâmeti vera'dır. Vera'nın alâmeti de şüphelilerde duraksamaktır (Vera şüphelilerden uzak durmak)
Firâset; sâlih mü'minlerde meydana gelen isabetli sezgidir, keşif hâlidir. Yani, akıllılık, zekâ ve seziş demek olan firâset, kalpte vuků bulan mânevî bir idrâk kabiliyetidir. Hazret-i Osman, gözü harama kayan bir kimseyi görmüş ve ona: "-Gözünü haramdan koru!" demişti. O da: "-Ya Halife! Gözümün harama baktığını sen nereden bildin?" deyince, Hazret-i Osman: «Mü'minin firâsetinden sakınınız! Çünkü o, Allah'ın nûruyla bakar!..» (Tirmizi, Tefsir, 15) hadîsini okumuştur.
Muhammed Ali Ulupınar isimli okura yanıt verildi
Nağme
Amin hocam..
Şuayb(as)…
Bir başka hususiyeti de çok gözyaşı döken bir peygamber olmasıdır. Yaşlılığı esnâsında gözleri iyice zayıflamış, vücûdu da kuvvetten kesilmişti. Birkaç defa gözlerini kaybedesiye ağladı. Cenâb-ı Hak, yine gözlerini iade edip: “-Ey Şuayb! Bu ağlama nedir? Cennet iştiyakından mı, Cehennem korkusundan mı?" diye vahiy ile suâl ettiğinde: "-Ya Rabbi! Sen bilirsin ki, ağlayışım ne Cennet iştiyakından, ne de Cehennem korkusundandır. Muhabbetin kalbime yerleşmiştir. Bir de endişem vardır: «Cemâlini müşâhede edebilmek!..» Eğer Sana nazar edebileceksem, hiçbir şeye gam yemem..." dedi. Cenâb-ı Hak vahyedip: "-Sözünde sadık olduğuna göre cemâlimi seyretmek Sana mübarek olsun ey Şuayb! Bu sebeple kelîmim Mûsâ bin İmrân'ı da Sana hâdim olarak veriyorum!" buyurdu. İşte Hakk'a yakın olanların hâli budur. Onlar, ehl-i gafletin zıddına, her şeyden evvel Allah'ın rızasını düşünmüşler, halkın rızasını ise en sona bırakmışlardır. Muhabbet-i ilâhiyye kalplerini sardığı içindir ki, iki cihâna da göz ucuyla bile nazar etmemişlerdir.
Din
Nağme
Kalp gözü açılmaya müsait olanlar, terbiye ve irşad olunmayı gönülden arzu ederler ve hak yolunda ilerlemek için gayret sarf ederler. Fakat bunu arzu etmeyen, inat edip tekebbür gösteren, peygamberlerin telkinlerine kulak vermeyen ve yakîn mertebesine varmak istemeyenler, zulmet ve kasvet içinde kalarak fâsıklaşırlar. Nereye gideceğini bilmeyen şaşkınlardan farksız, zavallı durumlara düşerler.