Birini gerçekten sevmenin çok basit bir göstergesi var: Sohbetini sevmek.
Sohbetini sevdiğini seviyor insan. Bir şekliyle sesini, dilini, hâlini, jargonunu, hitabetini, retoriğini, mimiklerini sevmediğini ise sevmiyor gerçekten.
Muhabbetin "sevgi" ve "sohbet" iki anlamı olması öyle manidar ki. Birine muhabbet etmek ve muhabbetini sevmek eşdeğer bir şey.
Birini gerçekten sevmenin çok basit bir göstergesi var: Sohbetini sevmek.
Sohbetini sevdiğini seviyor insan. Bir şekliyle sesini, dilini, hâlini, jargonunu, hitabetini, retoriğini, mimiklerini sevmediğini ise sevmiyor gerçekten.
Muhabbetin "sevgi" ve "sohbet" iki anlamı olması öyle manidar ki. Birine muhabbet etmek ve muhabbetini sevmek eşdeğer bir şey.
Ebû Amr-ı Mervezî şöyle demiştir: “Sürekli irdeleyenin sakınma melekesi kuvvet bulur. Sakınma melekesi kuvvet bulanın şüpheli şeyleri reddetmesi, apaçık olanları kabul etmesi ise kolay olur."
Firâset; sâlih mü'minlerde meydana gelen isabetli sezgidir, keşif hâlidir. Yani, akıllılık, zekâ ve seziş demek olan firâset, kalpte vuků bulan mânevî bir idrâk kabiliyetidir.
Hazret-i Osman, gözü harama kayan bir kimseyi görmüş ve ona:
"-Gözünü haramdan koru!" demişti. O da:
"-Ya Halife! Gözümün harama baktığını sen nereden bildin?" deyince, Hazret-i Osman:
«Mü'minin firâsetinden sakınınız! Çünkü o, Allah'ın nûruyla bakar!..» (Tirmizi, Tefsir, 15) hadîsini okumuştur.
Bir başka hususiyeti de çok gözyaşı döken bir peygamber olmasıdır. Yaşlılığı esnâsında gözleri iyice zayıflamış, vücûdu da kuvvetten kesilmişti. Birkaç defa gözlerini kaybedesiye ağladı. Cenâb-ı Hak, yine gözlerini iade edip:
“-Ey Şuayb! Bu ağlama nedir? Cennet iştiyakından mı, Cehennem korkusundan mı?" diye vahiy ile suâl ettiğinde:
"-Ya Rabbi! Sen bilirsin ki, ağlayışım ne Cennet iştiyakından, ne de Cehennem korkusundandır. Muhabbetin kalbime yerleşmiştir. Bir de endişem vardır: «Cemâlini müşâhede edebilmek!..» Eğer Sana nazar edebileceksem, hiçbir şeye gam yemem..." dedi.
Cenâb-ı Hak vahyedip:
"-Sözünde sadık olduğuna göre cemâlimi seyretmek Sana mübarek olsun ey Şuayb! Bu sebeple kelîmim Mûsâ bin İmrân'ı da Sana hâdim olarak veriyorum!" buyurdu.
İşte Hakk'a yakın olanların hâli budur. Onlar, ehl-i gafletin zıddına, her şeyden evvel Allah'ın rızasını düşünmüşler, halkın rızasını ise en sona bırakmışlardır. Muhabbet-i ilâhiyye kalplerini sardığı içindir ki, iki cihâna da göz ucuyla bile nazar etmemişlerdir.