Kösler vurdu, borular öttü, tekbirler alındı. Hafızlar yanık sesleriyle Kur'an'dan süreler okudular. Büyük an geldi çattı. Fakat o ne? Son defa gözlerini ufukta dolaştı ran Sultan birden durakladı. Arkada mızraklılar görünü-yordu. Gözüne giren güneşe elini siper yaparak baktı; bir ordu! Acaba düşman ordusu mu? Romen Diyojen'in arkaya sarkabilmesi mümkün mü? Yoksa Vezir Nizamü'l-Mülk yardım kuvvetleri mi çıkardı? Yahut Halife asker toplayıp mı gönderdi?
MYanına bin kişi alarak şu gelenleri karşıla yiğit Abdurrahman , anlayalım, niyetleri necedir?" Ordugaha endişe bulutlan yığıldı. İki ateş arasında kalırlarsa zafere yol açmak kolay değildi. Tedirginlikle Abdurrahman Beyin dönüşünü beklediler.
Nihayet döndü. Yanında dört yabancı. Karayağız, pürsilah. Cins atlara binmiş, güzel giyimli. En yaşlısı selam verdi.
MAleyküm selam" diye aldı selamı Alpaslan,Size kim derler, maksudunuz nedir?" Biz Kürt beyleriyiz, elhamdülillah, sizler gibi Müslümanız. Maksudumuza gelince: İslamın büyük cihadına koştuk. Davetiniz ulaşmadı, lakin duyduk. Küffara karşı şu meydanda bir muharebe verileceğini duyduk, dinimizi korumak için, yücelmesine kanımızı katmak, canımızı koymak için sizden ruhsat isteyecek değildik ya. İşte hu-zurunuzdayız büyük Sultan, ya kazanmaya veya ölmeye geldik. Ardımızda beş bin asker var, hepsi gönüllü ve hepsi de dini için ölmeye yeminli."