Hayır. Öğrenecek bir şey var, ama bunun ne olduğunu bilmiyorum. Hak etmiyorsam milyonlarca çakıl taşı bile beni kutsal yapamaz ve diğer martıların benim hakkımda ne düşündüğünü umursamıyorum.
Bir akşamüstü Anthony deniz üzerinde kanat çırpıp dalgınlıkla hayatın boş olduğunu düşünüyordu. Boş demek anlamsız demek olduğundan, yapabilecek tek doğru hareket okyanusa doğru pike yapıp boğulmaktı. Bir yosun gibi anlam ve neşeden yoksun bir şekilde var olmaktansa, hiç olamamak daha iyiydi.
Bu kuşlar, hayatın anlamsızlığından ötürü üzülüyorlardı üzülmesine ama en azından kendilerine karşı dürüst davranıyorlardı ve hayatın anlamsızlığıyla yüzleşebilecek kadar cesurlardı.
Ona hayatta işe yarayan ve günlük yaşama mükemmellik ve mutluluk katan birkaç cevap olsun verebilecek bir kuş bulana kadar, ömrü gri ve kasvetli, mantıksız, amaçsız olacaktı.
"Gerçekten, dürüstçe söyle, yüce Martı Jonathan'ının saatte üç yüz km hızla uçtuğuna inanıyor musun?"
Resmi öğrenci, körü körüne bir inançla, "Daha hızlı uçtuğuna da inanı ıyorum," dedi. " Başkalarına da bunu yapmayı öğretti."
"Masalınız böyle söylüyor. Ama ne zaman bana bu kadar hızlı uçabildiğini gösterirsen, o zaman söylediklerini dinlerim."