Fahrünissa teyzem ikinci kocası Emir Zeid ile evlenmeye Atina'ya gidiyordu. Beni de götürmek istedi. Bir değişikliğin bana iyi geleceğine inanıyordu. İçim paramparçaydı. Yaşadıklarıma inanamıyordum. İki yıl içinde yirmi senelik yol almıştım sanki. İhtiyarlamıştım, yaralanmıştım, iki çocuk kaybetmiş ve ölümün eşiğinden dönmüştüm. Aşık olduğum kocamı, gururumu korumak için boşamıştım ve henüz yirmi iki yaşındaydım. Fazla nazlanmadım, hazırlıklarım tamamlanınca, teyzemin peşinden Atina'ya gittim... ve orada bir Anka kuşu gibi, küllerimden bir kez daha doğdum.
"Annemin dayısı Nedim Bey, 1912 Balkan Harbi'nde, savaş meydanında bulduğu küçücük bir kız çocuğunu yanında getirmişti eve dönerken. Fatma benimle birlikte büyüdü. Beş altı yaşlarındaydık. Yurtdışından gelen bir aile dostumuz, bana yattığı zaman gözlerini kapatan ve ağlayan bir taş bebek getirmişti. Fatma ile Ada'da, sarnıcın yanında oynuyorduk. Bebek benimdi, hep benim kucağımda duruyordu. Bir ara, tutması için, bebeği Fatma'ya uzattım. Fatma bebeği aldı, olanca hızıyla yere çarptı. Bebek paramparça oldu, yerde. Dondum kaldım. Şaşkınlığımdan ağlayamadım bile. O akşam hiç uyumadım. Ertesi gün annem bana bir bebek almak için, Beyoğlu'na iniyordu.
"Alma anne, istemiyorum,"dedim. İnanmadı. Elinde kocaman bir bebekle döndü öğleden sonra. Elimi sürmedim o bebeğe. Benim için bebekle oyun bitmişti.
Benim için çocuk faslı da bitmişti."