Kendim de kısmetsizliğime o kadar uzun süredir kafayı takmıştım ki, o kadar kötü uyuyordum ki, bu boş vermişlik içindeyken olayların şu değil de bu yönde gelişmesiyle hiç ilgilenemiyordum.
Zaten kendimi kendi yürekler acısı halimin akıntısına kaptırmamak için akla karayı seçiyor, şu kepengi indirip her şeyden artık tamamen vazgeçmemek için zor tutuyordum, hatta günde yirmi kez kendi kendime: “Ne diye uğraşıyorsun ki?” deyip duruyordum...