Alice, normalin dışında olağanüstü şeylerin gerçekleşmesi beklentisine öyle bir alışmıştı ki yaşamın tüm olağanlığıyla devam etmesi çok sıkıcı ve aptalca geliyordu.
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski
Dostoyevski'nin 1848 yılında kaleme aldığı uzun öykü olan bir kitap Beyaz Geceler. Erken dönem eserlerindenmiş denilene göre ve sürgünden önce yani asıl eserlerini vermeden önce yazmış.
İsimsiz bir anlatıcımız var. Muhtemelen görüp görebileceğiniz en yalnız insan.(Şaka şaka, daha beni görmediniz.) O kadar yalnız ki hayallerinde yaşıyor sadece. Sonra Nastenka isimli bir kadınla tanışıyor bir gece ve Dostoyevski'ye göre "beyaz geceler" başlıyor. 4 gece ve 1 gündüz boyunca bu kadınla adam konuşuyorlar. Adamımız çekingen haliyle ama anlatıyor hikayesini. Sonra da kadın anlatıyor. Yalnız adamımız bir kadınla tanışmış, durur mu hiç aşık olmadan? Nastenka'nın kafa ise başka yerlerde, biri var beklediği. Olaylar Peterburg'da geçiyor, zaten başka yerde geçse şaşardım. Peterburg, klasik romanların başkenti herhalde.
Dostoyevski dedemin anlatımını seviyorum. Klasiklere genelde bulaşmamaya çalışıyorum (çünkü sıkıcılar) ama Dosto'nun anlatımında hoşuma giden bir şeyler var. Yeraltından Notlar'ı milattan önce bir zamanda okumama rağmen çok güzeldi mesela, hala aklımdadır. Beyaz Geceler, 80 sayfalık bir kitap olsa da sanki uzun bir roman okumuş tadı veriyor. O karamsarlığını seviyorum anlatımındaki sanırım, böyle tam melankolik değil ama oralarda gezinen bir anlatım. Ama şunu söylemeliyim ki Beyaz Geceler'i okurken yer yer güldüğümü fark ettim. Öyle de bir anlatımı da var, bilmiyorum. Çok fazla teatral geldi bana, sanki tiyatro havasındaymış gibi. Ama yine de hoşuma gitti bu kitap.
Martin EdenJack London
1908 yılında yazılan Amerikan klasiklerinden biri olan Martin Eden, herkesin severek okuduğu, çok tuttuğu bir kitap.
Kitabı okumak benim için genel olarak sıkıcı bir süreç oldu. Öyle çok bir tat alamadım. Anlatımında herhangi bir sıkıntı yok, London'ın dili zaten zorlayan bir yapıya sahip değil, sadece sıkıcı geldi işte. Anlattığı şeyler bana sıradan gelmiş olabilir. Bilmiyorum ama bu tabi ki kitabın değerini vs. değiştirmez zira okuyandan okuyana zevk alma durumu değişkenlik gösterir. Zevk almak ve kitabın değeri farklı şeylerdir. Kitabı okumamdaki asıl sebep, bir zamanlar tanıdığım birinin "Sen Martin Eden'a benziyorsun." demiş olmasıdır. Merak yani.
Konusundan bahsetmeye gerek yok zira herkesin okuduğu, bildiği bir kitap. Bir iki şeyden bahsedeceğim sadece o kadar.
London kendi hayatını anlatan bir kitap yazmak istemiş, özellikle yazarlık serüvenini. Bunu anlatırken de "Sadece bu olmaz içine biraz da aşk, dram vs. katalım." demiş. Yazarlık serüveni hakkında anlattığı şeylerden okurlar bir şeyler kapabilir, ilgiliyse tabi. Onun dışında ilgisini aşk ve dram kısmı çekebilir. Ben bu ikincisi yüzünden çok okunduğunu düşünüyorum kitabın ancak bu bir aşk romanı değil bence, hatta aşkla hiç ilgisi bile yok kitabın.
Kitaptan alınacak en büyük şey ise, insanların ne mal olduğunu anlamak olacaktır. Çıkarcı, bencil pislikler işte. Herkes kendi yararına yaşar. Kimsenin sizi düşündüğü veya umursadığı yoktur. Kimse siz kötü durumdayken yanınızda olmaz ama elinize para geçinceye veya statü kazanana kadardır bu durum. Kısaca evlilikte söylenen "iyi günde de kötü günde de" sözünün hayata uyarlanmış versiyonu. Hangi durumdayken kimlerle takıldığınıza, yanınızda kimlerin olup olmadığına dikkat edin derim. Zira bunlar çok çabuk değişebilir. Ve insanlara inanmayın.