Ceylan Tursun

Ceylan Tursun
Sonunda bu mavi okyanus göğe karışacak darmadağın..
Edebiyatı Cedide edebiyatı, Cedidecilik Türkiye tarihinin tam böyle bir çağında "salon"larla, "yalı"larla doğmuş bir "zina" çocuğudur. "Yarı yoldan ziyade ecnebi sermayeye yakın, yarı yoldan ziyade yerli sermayeye uzak" olan ve ünlü "Tanzimat-ı Hayriye" ile son sarsıntılarına düşen Osmanlı derebeyilik düzeni, dizginleri burjuvaziye teslim etmezden önce, Abdülhamit'in kişiliğinde son bir mahmuz ve kırbaç hızı ile zorbalık küheylanını şahlandırıyor.
Sayfa 27
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çağını tüketmiş Edebiyatı Cedide'nin ondan sonraki durumunu şu sözde okuruz: "İstirahati ebediye" Yani gene ölüm, gene "Hak Rahmet Eyleye". Bir zamanlar ahlı vahlı, üflü püflü Edebiyat-ı Cedide şairliği yapanlara şimdi bir bakın, şüphesiz tanınmayacak bir durumdalar. Hepsi birer hisse senetli şirketin, birer bankanın, birer acenta ve ilh .. nın Yönetim Kurulu'nda, bir Meclis 'te, senden benden çok maddenin kıvancına kanmış, "ömür boyu hayal ettikleri"ne kavuşmuşçasına keyifli, kerli ferli, akıllı uslu oturuşup yaşayıveriyorlar. Tenleri gibi , hayalleri ve sesleri de yağlanmış sanki. Susuşup duruyorlar. Hani ya ; o bağrı yanık Edebiyatı Cedide bülbülleri? Niye sessizleşmişler? Neden şakıyıp ötmüyorlar?
Sayfa 25
Hiç şüphesiz, insanın yaşayış biçimi düşünüş biçimini belirler. Fakat aksi de doğru olabilir. Beliren bir ülkü, determine olan bir ideal, havadan kafaya dolmuş sayılamaz. Ve bir kez belirginleşti mi idi, o idealin yaşayış üzerindeki etkileri ve son uçları kaçınılmazdır. Onun için bir sınıfla "aynı halde" olmayı, ne maddiyatla maneviyat başkadır sanan fikir kılıbıkları, hız cüceleri veya adi bezirganlar türünde, ne de bazı sulu kalemşörlerin temcit pilavı gibi ortaya sürüp durdukları gösteriş anlamında almıyoruz .
Sayfa 18
9/10
·416 syf.·
2026 8. kitabı
Bazı kitaplar vardır, okursun ve biter. Bazı kitaplar ise doğru zamanda karşımıza çıktığında insanın düşünce dünyasında daha derin izler bırakıyor. Maksim Gorki’nin Ana romanı benim için böyle bir şeydi. Bu kitabı bana hediye eden ve okumama vesile olan kişiye ayrıca teşekkür etmek isterim. Okurken sadece bir hikaye okumadım, aynı zamanda insanların nasıl değişebileceğini, farkındalık kazandıkça nasıl cesaret bulabildiğini de gördüm. Romanın merkezinde Pelageya adında sıradan bir anne var. Hayatı boyunca korkuyla yaşamış, baskı görmüş, kendine güveni olmayan bir kadın. İlk başta oğlunun yaptıklarından çekinen, onun başına bir şey gelmesinden korkan bir anne. Ama zamanla oğlunun ne için mücadele ettiğini anlamaya başlıyor. Anladıkça da değişiyor. Bu değişim bir anda olmuyor; yavaş yavaş, yaşayarak ve görerek gerçekleşiyor. Bence romanın en etkileyici tarafı da bu. Gorki, devrimi sadece gençler üzerinden anlatmıyor. Bir annenin gözünden anlatıyor. Bu da hikayeyi daha etkileyici kılıyor. Çünkü Pelageya’nın dönüşümü aslında bir insanın bilinçlenme sürecini gösteriyor. Başta korkan ve susan bir kadının, zamanla konuşan ve mücadele eden birine dönüşmesi bize şunu düşündürüyor: İnsan, gerçeği gördükçe değişmeye başlıyor. Kitapta işçilerin yaşadığı zorluklar, adaletsizlikler ve baskılar açıkça anlatılıyor. Ancak roman sadece bir sistem eleştirisi değil. Aynı zamanda insanın kendi değerini fark etmesiyle ilgili. Pelageya’nın oğlunun mücadelesini anlamaya başlamasıyla birlikte kendini de keşfetmesi, onu daha güçlü bir karaktere dönüştürüyor. Gorki’nin dili oldukça sade ve anlaşılır. Bu da kitabı okurken olayları daha gerçek hissettiriyor. Okurken karakterlerin yaşadığı duyguları hissetmek zor olmuyor. Özellikle Pelageya’nın korkudan cesarete doğru ilerleyen yolculuğu insanı
AnaMaksim Gorki · Evrensel Basım Yayın · 201634,3bin okunma