Beş Paralık Roman üzerine düşünmeye başladığımda, zihnimde ilk beliren şey kitabın adı oluyor. Ne gariptir ki, ben bu eseri her seferinde beş kuruşluk roman diye anmak istiyorum. Belki de bu yanlış gibi görünen ifade, eserin ruhuna daha da yakışıyor; çünkü anlatılan dünya gerçekten de insanın değerinin birkaç kuruşa indirgenebildiği bir düzeni gözler önüne seriyor.
Okurken kendimi tuhaf bir çelişkinin içinde buldum. Bir yandan anlatımın sade ve akıcı yapısı beni içine çekti, diğer yandan ise anlatılanların sertliği içimde bir huzursuzluk yarattı. Bu roman, bana göre, yalnızca bir hikaye anlatmıyor, aynı zamanda toplumsal düzenin çarpıklıklarını ironik bir dille ifşa ediyor. Yazarın kullandığı bu ironi, metni daha da etkileyici kılıyor.
Karakterlere baktığımda, onların klasik anlamda iyi ya da kötü olmadığını fark ettim. Her biri içinde bulunduğu sistemin bir yansıması gibi. Bu da beni şu düşünceye götürdü. Belki de sorun bireylerde değil, onları bu hale getiren düzende. Bu sorgulama hali, kitabı benim için daha derinlikli ve düşündürücü kıldı.
Eser boyunca hissedilen o keskin eleştiri, zaman zaman beni rahatsız etse de, aslında tam da bu yüzden kıymetli geldi. Çünkü edebiyatın yalnızca hoş duygular uyandırmakla kalmayıp, insanı sarsma gücüne de sahip olduğuna inanıyorum. Bu roman da tam olarak bunu yaptı. Bitirdiğimde elimde kalan şey sadece bir hikaye değil, zihnime takılan sorular oldu. Belki ben hâlâ ona “beş kuruşluk roman” demeye devam edeceğim ama bu biraz da dünyanın ne kadar ucuzladığını kendime hatırlatmak için :D