Hala köle durumundaki kadın, içe kapanık ve suskundur. Kutsal kökenine bağlı belleğini yitirmiştir, soylu toplumsal görevini kavrayamaz, ne adı ne de ülkesi vardır, sığınaktan kovulmustur, utanç verici hizmetkarlığı kabullendiği anlaşılır. Erkeğin boyunduruğu altında özgürlüğe özenmez bile, onu erkek özgürleştirmelidir.
Erkek, kendi sınırlarının ötesindeki deneyimle dünyayı yorumlayıp kadını tanımlıyordu. Ona göre kadın, korktuğu doğayı temsil ediyordu. Kadın doğururdu, doğurganlığın kendisiydi. Kendini, otoriteye dayanarak edinilen hakikate muhalif bir biçimde tanımlayan ve dinden saptığı söylenen erkek, alışılmışın dışında, belirsiz ve kimseye ait olmayan bir alandaydı. Tıpkı eşcinselliğin ya da "erkeklik" dışına çıkmanın, karşıt görüştekilerce sürekli doğru öğreti yolundan çıkmakla bir sayılması gibi, sefahate yönelik bedensellik ve çileci adanmışlık da, dinsel sapkınlıkla ilişkilendiriliyordu. Zevk ile acının birbirine karıştığı ve erkek bedeninin bilgisiz, soysuz ve kirli olana kolayca açılabildiği aşırı duygusal deneyimlere dair bir korku söz konusuydu.