Ç

John kendini yalnız hissettiğini söyleyen insanları yıllarca inceledikten sonra çok temel bir soru sormaya başladı : Yalnızlık nedir? Bu soruya yanıt vermenin beklenmedik ölçüde güç olduğu ortaya çıktı. John'un "Yalnız mısınız?" sorusunu yönelttiği insanlar neden bahsettiğini anlamakta zorlanmıyordu, ama bunu tam olarak tanımlamak zordu. Ben ilk başta, henüz hakkında pek düşünmemişken, sadece fiziksel yalnızlık -diğer insanlarla temastan mahrum kalmak anlamına geldiğini farz ediyordum. Kafamda evden çıkamayacak kadar güçsüz, kimsenin ziyaretine gelmediği yaşlıca bir kadın canlanıyordu. Oysa John bunun doğru olmadığını keşfediyordu. Gerçekleştirdiği çalışmalarda yalnızlık hissinin tek başına olmaktan farklı olduğu ortaya çıkmıştı. İlginçtir, yalnızlık hissinin günde ya da haftada kaç kişiyle konuştuğunuzla pek ilgisi yoktu. İncelediği insanlar arasında kendini en yalnız hissedenlerden bazıları aslında her gün bir sürü insanla konuşuyordu. "Nesnel bağlar ile algılanan bağlar arasında görece düşük bir korelasyon var," diyor John. Bunu ilk duyduğumda şaşırmıştım. Ama sonra John, hemen hiç kimseyi tanımadığım büyük bir şehirde yalnız olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal etmemi istedi. Şehrin büyük meydanlarından birine gittiğinizi düşünün - Times Meydanı, Las Vegas Strip ya da Place de la Republique gibi bir yere. Artık yalnız olmazdınız: Mekan insanlarla dolu olurdu. Ama yalnızlık hissederdiniz - muhtemelen şidddetli bir yalnızlık. Yahut kalabalık bir hastane koğuşunda bulunan bir yatakta yattığınızı hayal edin. Yalnız değilsiniz. Etrafınız hastalarla çevrili. Bir düğmeye bastığınızda birkaç dakika içinde hemşire yanınıza geliyor. Gelgelelim bu durumda kalan hemen herkes kendini yalnız hissediyor. Neden peki? John bunu araştırırken, yalnızlığın ve yalnızlıktan kurtuluşun
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
John depresyon ve kaygı yaşayan insanlarla birlikte olmak gitgide güç hale geldiği için pek çoğunun hayatında daha az sevgi olduğunu fark etmişti. Hatta yargı ve eleştiriye maruz kalıyorlardı, bu da dünyadan daha da hızla el etek çekmelerine yol açıyordu. Kartopu etkisiyle kendilerini daha da soğuk bir yerde buluyorlardı.
Sayfa 103
Yalnız insanlar kendilerini kollayan kimse olmadığını, canları yandığında kendilerine yardım edecek kimse olmadığını bilinçdışı düzeyde bildikleri için tehlikelere karşı daha uyanık oluyorlar. John bu kartopu etkisinin tersine çevrilebileceğini öğrenmişti - ama depresyon ya da şiddetli kaygı yaşayan birinin bu sarmaldan çıkabilmesi için ilk başta ihtiyaç duyduğundan daha fazla sevgiye, daha fazla güvenceye ihtiyacı vardı.
Sayfa 103
Müzmin yalnızlığın sosyal açıdan kepenkleri indirmenize, her sosyal temasa daha şüpheci bakmanıza yol açtığını bulmuştu John. Aşırı tetikte oluyordunuz. Yok yere alınma, yabancılardan korkma ihtimaliniz daha fazla oluyordu. En çok ihtiyaç duyduğunuz şeyden korkmaya başlıyordunuz. John buna "kartopu" etkisi diyor: Kopukluk daha fazla kopukluk doğuruyor.
Sayfa 103
Yalnız insanlar beyin tarama makinesine girdiğinde dikkatini çeken bir şey olmuştu. Bu kişiler muhtemel tehlikeleri 150 milisaniye içinde tespit ediyorlardı; oysa sosyal bağlan olan insanların aynı tehlikenin farkına varması 300 milisaniye sürüyordu.
Sayfa 103