John kendini yalnız hissettiğini söyleyen insanları yıllarca inceledikten sonra çok temel bir soru sormaya başladı : Yalnızlık nedir? Bu soruya yanıt vermenin beklenmedik ölçüde güç olduğu ortaya çıktı.
John'un "Yalnız mısınız?" sorusunu yönelttiği insanlar neden bahsettiğini anlamakta zorlanmıyordu, ama bunu tam olarak tanımlamak zordu. Ben ilk başta, henüz hakkında pek düşünmemişken, sadece fiziksel yalnızlık -diğer insanlarla temastan mahrum kalmak anlamına geldiğini farz ediyordum. Kafamda evden çıkamayacak kadar güçsüz, kimsenin ziyaretine gelmediği yaşlıca bir kadın canlanıyordu.
Oysa John bunun doğru olmadığını keşfediyordu. Gerçekleştirdiği çalışmalarda yalnızlık hissinin tek başına olmaktan farklı olduğu ortaya çıkmıştı. İlginçtir, yalnızlık hissinin günde ya da haftada kaç kişiyle konuştuğunuzla pek ilgisi yoktu. İncelediği insanlar arasında kendini en yalnız hissedenlerden bazıları aslında her gün bir sürü insanla konuşuyordu. "Nesnel bağlar ile algılanan bağlar arasında görece düşük bir korelasyon var," diyor John.
Bunu ilk duyduğumda şaşırmıştım. Ama sonra John, hemen hiç
kimseyi tanımadığım büyük bir şehirde yalnız olmanın nasıl bir şey
olduğunu hayal etmemi istedi. Şehrin büyük meydanlarından birine
gittiğinizi düşünün - Times Meydanı, Las Vegas Strip ya da Place de
la Republique gibi bir yere. Artık yalnız olmazdınız: Mekan insanlarla dolu olurdu. Ama yalnızlık hissederdiniz - muhtemelen şidddetli bir yalnızlık.
Yahut kalabalık bir hastane koğuşunda bulunan bir yatakta yattığınızı hayal edin. Yalnız değilsiniz. Etrafınız hastalarla çevrili. Bir düğmeye bastığınızda birkaç dakika içinde hemşire yanınıza geliyor.
Gelgelelim bu durumda kalan hemen herkes kendini yalnız hissediyor. Neden peki?
John bunu araştırırken, yalnızlığın ve yalnızlıktan kurtuluşun