Ç

Tirril sonuçlara bakıyordu. Depresyona girmeyen kadınlar arasında önceki yıl önemli bir olumsuz olay yaşayanların oranı yaklaşık yüzde 20 idi. Depresyona girenler arasında ise bu oran yaklaşık yüzde 68 idi. Arada yüzde 48'lik bir fark vardı74 tesadüfi olamayacak kadar yüksek bir fark. Bu sonuç büyük stres yaratan bir deneyimin depresyona neden olabildiğini gösteriyordu. Ama bulgular bununla sınırlı kalmamıştı. Depresyonda olmayan kadınlara oranla depresyondaki kadınların depresyona girmeden önceki yıl ciddi stres yaratan uzun vadeli etmenlerle karşı karşıya olma ihtimalinin üç kat fazla olduğu ortaya çıkmıştı. Depresyona yalnızca kötü bir olay yol açıyor değildi uzun vadeli stres kaynaklan da vardı. Dahası, hayatınızda olumlu birtakım dengeleyici unsurlar olduğunda, depresyona girme ihtimaliniz ciddi ölçüde azalıyordu. Sahip olduğunuz iyi arkadaşların her biri ya da destekleyici ve yardımsever bir partneriniz olması depresyonu önemli ölçüde azaltıyordu.
Sayfa 67
Reklam
O dönemde yalnızca bu kurbanın değil tüm toplumun üzerinde hala sessizlik hakimdi. Uzmanlar arasında kamu gözünden uzakta gerçekleşen tartışmalarda depresyon hakkında birbirine zıt iki düşünme biçimi mevcuttu.66 Bu ayrımı gözümüzde kabaca şöyle canlandırabiliriz: bir tarafta psikanalizin kurucusu Sigmund Freud'un önündeki divana uzanmış bir hasta, diğer tarafta ise kesilip parçalarına ayrılmış bir beyin. Freudcular neredeyse yüz yıldır bu tür bir rahatsızlığın açıklamasının ancak depresyondaki insanın kişisel hayatında -bilhassa ilk çocukluk döneminde- bulunabileceğini savunuyordu. Depresyonun üstesinden gelmenin tek yolu onu bire bir terapi ile mercek altına yatırmak, bu sayede geçmişte ne yaşandığına dair hikayenin parçalarını bir araya getirmek ve hastanın hayatı hakkında daha iyi bir hikaye bulmasını sağlamaktı. Bu düşünme tarzına tepki olarak pek çok psikiyatrist de, aksine, depresyonun kişinin beyninde veya bedeninde meydana gelen bir terslikten -içsel bir arızadan- ibaret olduğunu, dolayısıyla kişinin hayat hikayesinde derin nedenler aramanın abesle iştigal olduğunu savunmaya başlamıştı. Ortada düpedüz fiziksel bir sorun, bu sorunun da fiziksel bir nedeni vardı
Sayfa 63
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI'ndan sonraki günlerde yirmili yaşlarının başında, henüz doğum yapmış genç bir kadın Kensal Rise'ın yıkıntıları içinde yürüyordu.04 Batı Londra'da işçi sınıfının yaşadığı kalabalık varoşlardan biriydi burası; bazı yerleri Naziler tarafından dümdüz edilmişti. Kadın Grand Canal'a ulaşmaya çalışıyordu. Oraya varınca da kendini kanalın toza boğulmuş sularına bıraktı. İntiharı takip eden aylar ve yıllarda kadının depresyonundan hiç kimse bahsetmedi. Sessizlik vardı. İnsanların niçin böylesine çaresiz bir üzüntüye kapıldığını sormak tabuydu. İntiharın gerçekleştiği yere çok uzak olmayan bir evde George Brown adında yeniyetme bir oğlan yaşıyordu. Ölen kadın yakın komşularıydı; antibiyotiğin olmadığı bu zamanda ağır bir enfeksiyon geçirdiğinde, o yoksul sıkış tepiş evlerde kadın ona aylarca bakmıştı. Olaydan yetmiş bir yıl sonra yüzünde gülümsemeyle, "Çok cana yakın bir kadındı," diyor. "İlk deneyimlerimden biriydi bu. O zamanlar depresyon konusundaki duygular -utanç- çok kuvvetliydi." Daha sonra yine tekrarlıyor: "Depresyon konusunda ciddi bir utanç duygusu vardı." "Düpedüz hasıraltı ediliyordu," diye ekliyor.
Sayfa 62
Yani psikiyatrinin kutsal kitabının tam kalbinde yıllardır süren bir gerilim vardı. Kamuya birbiriyle çatışan iki şey söyleniyordu: Birincisi, depresyon belirtileri doğruca beyindeki kimyasal bir dengesizlikten kaynaklanır ve bu dengesizliğin ilaçlarla düzeltilmesi gerekir. İkincisi, aynı zamanda tüm bu depresyon belirtilerinin aslında hayatınızda meydana gelen korkunç bir şeye yanıt oluşturduğu özel bir durum vardır ve bu özel durumda kimyasal dengesizlik neden, ilaçlar da çözüm değildir.
Sayfa 60
Bugünkü yaklaşım tarzımız, diyor Joanne, "kesilmiş bir uzvun üzerine yara bandı yapıştırmak gibi. Aşırı yoğun bir sıkıntı yaşayan biri söz konusu olduğunda, belirtileri tedavi etmeyi bırakmamız gerekiyor. Belirtiler daha derinde yatan bir sorunun habercisi. Daha derinde yatan o soruna ulaşmamız gerekiyor."
Reklam