Depresyon ve kaygı tedavisinde insanların yaşadığı hayatı hesaba katmaya başlarsak, diyor Joanne, "sistemin baştan aşağı değişmesi" gerekir. Böyle derinlemesine düşünmek isteyen, şu an yaptıklarımızın sınırlarını görebilen pek çok düzgün psikiyatrist olduğunu da vurguluyor. Bu psikiyatristler çektiğimiz acının ilaçlarla ortadan kaldırılması gereken akıldışı bir spazm olduğunu söylemek yerine, onu dinleyip bize ne söylemeye çalıştığını anlamamız gerektiğini
görüyor.
Depresyon bir belirti listesiyle doğrulanacak kimyasal bir dengesizlik meselesi olmaktan çıkıyor. İçinde bulunduğunuz şartlara verilen bir yanıt olarak görülmesi gerekiyor.
Hayatta depresyonun akla uygun bir yanıt oluşturduğu tek olay niçin
ölüm olsun? Ya otuz yıllık evliliğin ardından kocanız sizi terk ettiyse? Ya önümüzdeki otuz yıl boyunca nefret ettiğiniz, anlamsız bir işe
mahkumsanız? Evsiz kalıp köprü altında yaşamaya başladıysanız?
Depresyon ölüm durumunda akla uygunsa şayet, akla uygun olabileceği başka durumlar da olabilir mi?
Star-D Deneyi'nden çıkan sonuçları okurken fark ettim ki, ben
normaldim. Yaşadıklarım doğruca kitaplardan alınmış gibiydi: Aykırılık şöyle dursun, tipik antidepresan deneyimini yaşamıştım.
O zamandan bu yana bu kanıtlar birkaç defa güncellenmiş ve
antidepresan kullanan insanlar arasında hala depresyonda olanların
oranı yüzde 65 ila 80 arasında çıkmış.