Bu kanıtlar daha sonra düzenleyicilere, ilacın piyasaya sürülebilir
olup olmadığına karar vermekle görevli kişilere gönderiliyor. Gelgelelim ABD'de düzenleyicilerin yüzde 40'ının (Britanya'da ise yüzde 100'ünün) maaşı ilaç şirketleri tarafından ödeniyor. Toplum hangi
ilacın piyasaya sürülmesinin güvenli olduğunu anlamaya çalışırken
ortada iki taraf olması gerekir: bir yanda bu uğurda kanıtlar sunan
ilaç şirketi, diğer yanda ise bizim için, kamu için çalışan, ilacın gereğince iş görüp görmediğine karar veren bir hakem. Ancak Profesör
Ioannidis'in söylediğine göre, bu maçta hakemin parasını ilaç şirketi
ödüyor ve hemen her zaman kazanan taraf da o oluyor.
Kurallar ilaçların onay almasını alabildiğine kolaylaştıracak şekilde hazırlanmış. Yapılması gereken tek şey, ilacın belli bir olumlu
etkisi olduğuna işaret eden --dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi
bir zamanda gerçekleştirilmiş- iki deney göstermek.
İki deney ve biraz etki varsa, tamamsınız. Yani diyelim bin tane bilimsel deneyden 998'inde söz konusu ilacın hiç işe yaramadığı, iki tanesindeyse ufak
bir etkisi olduğu ortaya çıktı - o ilaç eczanelerde yerini alacak demektir.