Rakamlara göre antidepresanların etkisinin yüzde 25'i kendiliğinden iyileşmeye, yüzde 50'si ilaçlar hakkında anlatılan hikayelere ve yalnızca yüzde 25 'i kimyasallara bağlıydı.
1990'ların ortasına gelindiğinde Jrving söz konusu bilimi dünya
üstünde yaşayan hemen herkesten daha iyi anlayacak konuma gelmişti; Harvard'da plasebo çalışmaları programının önde gelen isimlerinden biri olmak üzereydi. Ama yeni antidepresan ilaçların plasebodan daha iyi iş gördüğünü -gerçek bir kimyasal etkisi olduğunubiliyordu. Bu bilginin basit bir sebebi vardı. Halka ilaç satmak istediğinizde titiz bir süreçten geçmeniz gerekir. İlacınız iki grup üstünde test edilmelidir: Bir gruba gerçek ilaç, diğerine hap-şeker (ya da
başka bir plasebo) verilir. Sonrasında biliminsanları bu grupları karşılaştırır. Halka o ilacı satabilmeniz için plasebodan çok daha etkili olması şarttır.
Biliminsanları yıllar boyunca rast geldikleri bu etki karşısında
afallamaya devam ettiler. Örneğin İkinci Dünya Savaşı'nda Müttefik
kuvvetler Nazileri kovarken korkunç yaralanmaların sayısı o kadar
fazla olmuştu ki, tıbbi ekipler çoğu zaman afyon bazlı ağrı kesicileri
yetiştiremez hale gelmişti. Ön saflarda görevli Amerikalı bir anestezi uzmanı olan Henry Beecher, askerleri uyuşturmadan ameliyat etmeye kalkarsa kalp yetmezliğinden ölümlerine yol açacağından endişeleniyordu. 18 Çaresizlik içinde bir deneye kalkıştı. Askerlere hiç ağrı kesici içermeyen tuzlu su enjeksiyonu yaparken, onlara morfin verdiğini söylüyordu. Hastalar sanki morfin verilmiş gibi tepki veriyorlardı . Çığlıklar atmıyor, feryat figan bağırmıyor, şoka da girmiyorlardı. İşe yaramıştı.
Aradan geçen iki yüzyılda plasebo etkisi diye bilinen bu duruma
ilişkin kanıtlar muazzam bir hal aldı. Irving Kirsch gibi biliminsanları plaseboların çarpıcı etkileri olduğunu gösterdi. Bu ilaçlar ne hissettiğimizi değiştirmekle de kalmıyor - bedenlerimiz üzerinde düpedüz fiziksel etkileri olabiliyor. Örneğin iltihaplı bir çene plasebo yoluyla normale dönebiliyor. Plasebolar mide ülserini iyileştirebiliyor; 11 pek çok tıbbi sorunu -en azından bir nebze- yatıştırabiliyor. İşe
yaramalannı beklediğimiz takdirde, pek çoğumuzda işe yarıyorlar
Kulağa çok şaşırtıcı gelse de, Haygarth anlattığınız hikayenin çoğu zaman en az ilaç kadar önemli olduğunu fark etmişti. Bunu nereden biliyoruz peki? Çünkü hastaya yalnızca bir hikaye sunmak dahi
-mesela metalle kaplanmış eski bir kemik sayesinde ağrısının geçeceğini söylemek- olağanüstü bir sıklıkla işe yarıyordu.