Geldik o akşamlara, ama nasıl bir akşam bu hiç bitmeyen, gölgelerinde tek başına dolaştığım, şu anda bulunduğum, oldum olası bulunduğum akşam, kendimle oradan konuşuyordum ben, onunla oradan konuşuyordum, nereye kayboldu, görüyordum onu o zaman, hâlâ sokakta mı, olası bu, ona seslenen bir sesten yoksun, artık konuşmuyorum onunla, konuşacak kimsem kal-madı, ama konuşuyorum, konuşan ses benimkinden başkası olamaz, yalnızca ben varım çünkü. Evet, yitirdim onu, yitirdi beni, gözden yittik, işitilmez olduk, istediğim buydu, olası mı bu, bunu istemiş olmam, onu istemiş olmam, ya o, ne istiyordu, durmak istiyordu, durdu belki, ben durdum, ama hiç kımıldamadım yerimden, öldü belki, ama ben hiç yaşamadım. Ama o, gidip geliyordu, devinebildiğinin kanıtıydı bu, o akşamlar boyu, o akşamlar da deviniyordu, sonu olan akşamlardı, gecesi olan akşamlardı, tek bir söz söylemiyordu, tek bir söz söyleyemiyordu, nereye gideceğini bilmiyordu, duramıyordu, benim çığlıklarımı dinliyordu, bunun bir yaşam olmadığının haykırılışını işitiyordu, sanki bilmiyordu bunu, sanki onun yaşamı söz konusuydu, aslında öyleydi, işte fark burada, güzel zamanlardı, nerede olduğumu bilmiyordum, nasıl olduğumu bilmiyordum, ne zamandır varolduğumdan da habersizdim, ne zamana kadar varolacağımdan da, oysa şimdi, işte fark burada, şu anda biliyorum bunu, doğru değil, ama yine de söylüyorum bunu, işte fark burada, şu anda söylüyorum bunu, söyleyeceğim birazdan, sonunda söyleyeceğim ve son vereceğim her şeye, sona ereceğim özgürce, varoluşum bitecek böylece, bir zorunluk kalmayacak, bir olasılık kalmayacak, ama şu anda değmez buna, bir zorunluk değil, olası değil şu anda, insan böyle uslamlıyor işte. Hayır, daha iyisini bulmak gerekiyor, daha iyi bir neden bulmak gerekiyor, bitsin diye bu, başka bir sözcük, daha iyi