Hafiz Qaraşlı

İnsan bir seçim yapmaya zorlandığında, sık rastlandığı kadar seyrek olmayan duraksama anları karşısında her şeyin, daha sonra çok şeyin, ardından da az şeyin bağlı olduğu, en sonunda da hiçbir şeyin bağlı olmadığı konunun özü ağır basıyor kısa bir süre içinde. Doğru, her şey karışıyor birbirine, çığ, düş üzerime, hiçbir yaratıktan söz etme olanağı kalmasın böylece, terk edecek bir dünya da, ulaşılacak bir dünya da, bitsin diye her şey, dünyalar, yaratıklar, sözcükler, sefalet, sefalet. Ağzımdan, Ah, çıkar çıkmaz bunun olacağı belliydi, Orada bir çıkış yolu var, bir yerlerde bir çıkış yolu var, diyebilseydim eğer, her şey söylenmiş olacaktı; mezarda son bulacak, zorlu, uzun, sessiz yolculuğun küçük, ağır, dönüşsüz adımlarının ilki, ilkin uzun koridorlarda, sonra ölümlü göğün altında atılmış olacaktı, ve günler geceler boyunca, anlaşılması hiç de güç olmayan nedenlerle, bu adımlar gittikçe hızlanacak, hayır, gittikçe yavaşlayacak, ve aynı zamanda anlaşılması hiç de güç olmayan başka nedenlerle, gittikçe hızlanacaktı, ya da başka biçimde ya da aynı biçimde, ama başka bir anda, biraz önce, biraz sonra, ya da aynı anda gerçekleşecekti, ama çıkış yolu yok, olamaz da, özetliyorum, çıkış yolu olanaksız.
Sayfa 130·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
zamanından önce rahatlamış durumdayım. Hayır, yanıt hayır. Çünkü dönüp durduğum zamanlarda, ya da hiç sızlanmadan, onurumdan ödün vermeden bir kafenin terasında, ya da bir metronun ağzında, şapkamı uzattığım o etkileyici anlarda bile, bilirdim bunun ben olmadığımı, burada olduğumu bilirdim, başka bir karanlıkta, başka bir sessizlikte dilendiğimi, başka bir sadaka istediğimi, varolmak ya da yokolmak istediğimi, daha da iyisi hiç varolmamış olmayı istediğimi. Ve boşuna yaşlanmış el sadakayı bırakırdı, ve yaşlı ayaklar da sürüne sürüne uzaklaşırdı, herhangi birininkinden de daha boş bir ölüme.
Sayfa 128·Kitabı okudu
zaman diye bir şey kalmadı, ben buradan çıkıncaya kadar. Evet, geçmişim kapı dışarı etti beni, kapıları arkamdan çarpıldı, ya da ben kaçtım oradan tünel kazarak, gün ve gecelerle dolu bir düşte bir an özgür kalıp aylaklık etmek amacıyla, mevsimler boyu devinebilmeyi düşleyerek, son mevsime ulaşmayı düşleyerek, canlılar gibi, ta ki burada, kendimi, belleksiz bulana kadar. O zamandan bu yana düşlemler yalnızca, bir de bir öykü umudu kendim için, bir gün, bir yerlerden gelmişim de dönecekmişim oraya ya da dönmeyecekmişim, böyle bir şey işte, ya da kırılıyor umudum. Hangi umudum kırılıyor, biraz önce söylemedim mi, kendimi canlı görme umudum, her gün, her gece, birazcık yer değiştiren, değişken bir göğün altında kumlara yazgılı bir taş gibi olmamalı bu, yalnızca düşsel bir kafanın içinde olmamalı, azalması onun, gittikçe azalması, tümüyle yitip gitmeden iyice azalması bir yarar sağlamayacak. Hayır, gerçekten de ağzıma geleni söylüyorum, hiç dikkat etmeden, bir sesi, bir kafayı eskitmek, yıpratmak amacıyla, ya da umutsuzca, nedensizce, hiç dikkat etmeden, nedensizce konuşuyorum. Ama bitecek bu, sonu gelecek, daha da iyisi soluksuz kalacağım bir an gelecek, susacağım o zaman, sustuğumu bileceğim o zaman, hayır, sessizlik çöktüğünde hiçbir şey bilemezsiniz, hiçbir şey bilemeyeceğim hiçbir zaman. Ama hiç olmazsa çıkmak buradan, hiç olmazsa bu kadarı gerçekleşse. Bilmiyorum. Yeniden başlasa zaman, yeryüzündeki adımlar, sabahın oluşuyla birlikte budalaca çağrılan gece, akşamları doğmaması için yakarılan gün. Bilmiyorum, ne anlama geldiğini bilmiyorum tüm bunların, gün ve gecenin, yeryüzü,ve göğün, çağrı ve yakarıların. Arzulayabilir miyim onlar? Arzulayacağımı da kim söylüyor, ses söylüyor, hiçbir şeye arzu duyamam, bir çelişki gibi görünüyor bu, benim bir düşüncem yok bu
Sayfa 125·Kitabı okudu
Yalnızca sözcükler yırtıyor sessizliği, başka tüm sesler kesilmiş.
Sayfa 124·Kitabı okudu
Denedim mi her şeyi, didik didik ettim her yanı, gizlice, usulca, sabırla, kulak kabarta kabarta. Konuşuyorum olanca ciddiliğimle, her zamanki ciddiliğimle, kendimi kayıp diye değerlendirip, her şeyi bir yana bırakmadan önce elimden geleni yapabildim mi, öğrenmek isterdim doğrusu.
Sayfa 120·Kitabı okudu