zaman diye bir şey kalmadı, ben buradan çıkıncaya kadar. Evet, geçmişim kapı dışarı etti beni, kapıları arkamdan çarpıldı, ya da ben kaçtım oradan tünel kazarak, gün ve gecelerle dolu bir düşte bir an özgür kalıp aylaklık etmek amacıyla, mevsimler boyu devinebilmeyi düşleyerek, son mevsime ulaşmayı düşleyerek, canlılar gibi, ta ki burada, kendimi, belleksiz bulana kadar. O zamandan bu yana düşlemler yalnızca, bir de bir öykü umudu kendim için, bir gün, bir yerlerden gelmişim de dönecekmişim oraya ya da dönmeyecekmişim, böyle bir şey işte, ya da kırılıyor umudum. Hangi umudum kırılıyor, biraz önce söylemedim mi, kendimi canlı görme umudum, her gün, her gece, birazcık yer değiştiren, değişken bir göğün altında kumlara yazgılı bir taş gibi olmamalı bu, yalnızca düşsel bir kafanın içinde olmamalı, azalması onun, gittikçe azalması, tümüyle yitip gitmeden iyice azalması bir yarar sağlamayacak. Hayır, gerçekten de ağzıma geleni söylüyorum, hiç dikkat etmeden, bir sesi, bir kafayı eskitmek, yıpratmak amacıyla, ya da umutsuzca, nedensizce, hiç dikkat etmeden, nedensizce konuşuyorum. Ama bitecek bu, sonu gelecek, daha da iyisi soluksuz kalacağım bir an gelecek, susacağım o zaman, sustuğumu bileceğim o zaman, hayır, sessizlik çöktüğünde hiçbir şey bilemezsiniz, hiçbir şey bilemeyeceğim hiçbir zaman. Ama hiç olmazsa çıkmak buradan, hiç olmazsa bu kadarı gerçekleşse. Bilmiyorum. Yeniden başlasa zaman, yeryüzündeki adımlar, sabahın oluşuyla birlikte budalaca çağrılan gece, akşamları doğmaması için yakarılan gün. Bilmiyorum, ne anlama geldiğini bilmiyorum tüm bunların, gün ve gecenin, yeryüzü,ve göğün, çağrı ve yakarıların. Arzulayabilir miyim onlar? Arzulayacağımı da kim söylüyor, ses söylüyor, hiçbir şeye arzu duyamam, bir çelişki gibi görünüyor bu, benim bir düşüncem yok bu