Yaşam için değil, önce ölüm için hazırlanalım. Yaşam zaten yeteri kadar donanmıştır, ama biz onun donanımına karşı çok istekliyiz. Her zaman bir şeyimiz eksiktir gibi geliyor bize, gelecektir de. Yeteri kadar yaşadığımızı yaşadığımız yıllar, günler değil ruhumuz belirler. Yaşadım, çok sevgili Lucilius'um, yeteri kadar yaşadım. Ölümü bilgiyle dolu, olgun bekliyorum.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hiçbir şeyi isteksiz yapmamaya çalış. Bir işten nefret eden
kişi için zorunluluk olan bir iş, o işi isteyerek yapan insan için
zorunluluk olmaktan çıkar.
O halde Sallustius'un
dediği gibi, midelerinin kölesi olan bu kimseleri insan yerine değil de, hayvan yerine koyalım; hatta hayvan yerine bile
değil, ölüler sırasına koyalım. Çünkü yaşayan insan, birçoklarına yararlı olan insandır, kendisinden yararlanan insandır.
Bir köşeye çekilip uyuşuk kalanlar, evlerinde mezarda gibi
yaşarlar. Bu kimselerin kapılarındaki mermere şöyle yazsan
yeridir: ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMÜŞLER.
Şimdi bilge olmadığını nasıl anlayacaksın? Anlatayım bunu sana. Gerçek bilge denen o kişi neşe doludur, güler yüzlü, sakindir, hiçbir şeyden sarsılmaz. Tanrılarla başa baş yaşar. Şimdi yokla bakalım kendini: Hiç kederli olduğun oldu mu? Hiçbir umut, ruhunu geleceğin bekleyişi ile tedirgin etti mi? Geceler gündüzler boyunca, yücelmiş ruhunun tutumu aynı kaldı mı? Kendinden hep memnun oldun mu? İşte o zaman
insan mutluluğunun doruğuna çıkmışsın demektir. Ama her yerde zevki, her türlü zevki arar durursan, bil ki sevinçten yoksun olduğun kadar bilgelikten de yoksunsundur. Sen bu mutluluğa erişmek istiyorsun ama zenginlikler, şan şerefler arasından geçerek oraya varacağını sanırsan aldanırsın. Bu demektir ki, endişeler arasında arıyorsun sevinci. Neşe ve
zevk verecek diye elde etmek istediğin iyi'ler acılarının nedenleridir aslında. Ben diyorum ki, her şey oraya, sevince yönelir ama sürekli ve büyük sevinci nereden elde edeceklerini bilmez insanlar; falan kişi şölenlerde ve sefahatte arar; filan kişi politikada, birçok müşterinin desteğinde; biri bir kadının sevgisinde, öteki serbest sanatların boş gösterisinde, hiçbir deva getirmeyen edebiyatta. Biz, bütün bu saydığım aldatıcı, kısa süreli eğlencelere kaptırırız kendimizi: bir tek saatlik
keyifli çılgınlığı bitmez tükenmez bir pişmanlıkla ödeyen
sarhoşluk gibi, büyük endişeler karşılığında elde edilen ve
öylece sona erecek olan alkışların, beğeni gösterilerinin sağladığı itibar gibi!
Her şeyin sonu aynı kapıya çıktığına göre, şu ya da bu olaydan
daha az ya da daha çok korkmak ne budalalık! Çünkü bir insanın üstüne ha bir bekçi kulesi düşmüş, ha bir dağ çökmüş, ne fark eder sanki? Bulamazsın farkı. İkisi de aynı ölçüde öldürücü olduğu halde, dağ düşecek diye daha çok korkacak insan da bulunabilir; çünkü korku sonuçtan çok
etkene bakar.