Bizim de savaşmamız gerekir, hem de askerler gibi; savaşta ne dur durak ne de dinlence vardır. Özellikle zevklere karşı çarpışmalı insan. Bunlar, gördüğün gibi, sert yaradılışlı kimseleri bile elde ederler. Eğer bir insan nasıl bir iş yüklendiğini bir düşünse, zevke, gevşekliğe hiç ödün vermemesi gerektiğini bilir.
Yalnız bedenimiz için değil, manevi, ahlaki yanımız için de sağlıklı bir yer seçmeliyiz. İşkenceciler arasında yaşamak istemediğim gibi, meyhaneler arasında da yaşamak istemem.
Felsefe insanlığa ne vaat ediyor, bilmek istiyor musun?
Bir öğüt. Kimini ölüm çağırmaktadır, kimini fakirlik yakıp
kavurmaktadır, kimini de ya başkasının parası ya da kendininki işkence içinde bırakmaktadır. Biri, felaket korkusuyla dehşete düşmüştür; öteki, refahından kurtulmak ister. Şuna insanlar kötü davranır, buna tanrılar. Bu çocukça oyunları neden çıkarıyorsun karşıma? Şakanın sırası mı şimdi? Seni mutsuzlar için yardıma çağırdılar, deniz kazasına uğramışlra, esirlere, hastalara, fukaralara, başlarına baltanın inmesini
bekleyen mahkumlara yardım vaat ettin sen, ne diye oyalanıp duruyorsun? Ne yapıyorsun? Birlikte oynadığın şu insan
korkuyor: Darağacının ipini boynunda hissedip korku içinde
olanlara iplerini kesip yardım et. Her köşeden ellerini uzatıyorlar sana; yaşamları yıkılmış, mahvolmak üzere olanlar bir yardım diliyorlar senden; tek umutları, destekleri sensin onların; böylesine bir çalkantıdan onları kurtarmanı istiyorlar ısrarla; parçalanmış, başıboş, avare kalmışlar, gerçeğin parlak ışığını göstermeni istiyorlar senden.
Kim köle değil ki? Göster bana köle olmayanı. Biri şehvetin kölesidir, öteki açgözlülüğün, beriki siyasal ihtirasın; herkes de umudun, korkunun kölesi!