Aralarında zaman ve mekân beraberliği bulunan olaylardan ikisinin grafikleri birbirine tastamam uygun olunca, bu olayların arasında sebep-sonuç bağıntısı bulunduğunu kabul etmek lâzımdır.
Şu halde analoji, esası itibariyle farazi hükümler vericidir, ihtimalleri ortaya koyucudur. Ancak bu ihtimallerin kuvvetli oluşu, sayı bakımından çok ve önemli karakterler arasında benzeyiş münasebetlerinin kurulmasiyle kâbil olmaktadır.
Analoji metodu, kanun yapmada kullanılmaz, ancak tarifte ve sınıflandırmada işimize yaramaktadır.
Kanun yaparken zihnin dayandığı temel, kâinatta düzen bulunduğuna inancımızdır. Kâinatta düzenin bulunması demek, her zaman aynı olayların aynı şartlar altında meydana gelmesi demektir. Aynı sebeplerin, aynı şartlar altında daima aynı sonucu doğurmasına determinizm demiştik. Şu halde endüksiyon, determinizm prensibine dayanmaktadır. Lakin, bugün var olan şartların yarın var olup olmayacaklarını bilemeyiz. Olayları doğuran şartların her zaman aynı olacakları ispat edilemez; ancak böyle olacağına inanıyoruz. Şu halde endüksiyonunun temeli, kâinat olaylarında determinizmin bulunduğuna olan inancımızdır.
Descartes'a göre kıyas, hiçbir hakikatin keşfine yaramaz. Fikir ve sözlerin sadece bir tekrarıdır. Kıyas ile elde edilen vargı, büyük önermenin içindedir, onun bir bölümüdür. Bizim bu vargıyı çıkarmakla yaptığımız iş, sadece onun tahlilinden, yani bölümlerine ayrılmasından ibarettir. Bu vargıyı çıkarmakla yeni bir fikir ortaya koyulmuş değildir. Belki bütün hakkında verilen hüküm, onun bölümleri hakkında tekrarlanmıştır.
Kısır döngü şudur: Kıyasın ortaya koyduğu vargı hakkındaki bilginin, büyük önermenin içinde bulunduğunu biliyoruz. Şu halde büyük önermeden hareket edip, vargıya doğru ilerlemekle yapılan iş, dönüp dolaşıp yine büyük önermeye gelmekten ibaret olmaktadır. Buna kısır döngü denir.