“Ama bu sanki akarsu yatağındaki bir taşın anlık parlaması ya da biçimsiz yüzeyinin ışıkla buluştuğunda etrafa dağınık parıltılar saçması gibi bir hatırlama haliydi.”
“Fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?”