Tek günde biten, yormayan bir kitap arıyorsanız; doğru yerdesiniz. Biraz spoiler ile dolu bir yorum olacak; uyarmadı demeyin.
Konusu ise; Clementine “Emmy” Ryder yapılacaklar listesindeki her şeyi başarmıştı. Meadowlark, Wyoming’den ayrılmış, üniversiteye gitmiş ve en sevdiği şeyi yaparak kendine bir kariyer yapmıştı: at binmek. Ancak geçirdiği bir kaza eyere geri dönmesini imkânsız hale getirince, her zaman kaçmak istediği kasabasına dönmekten başka çaresi kalmamıştı.
Meadowlark’ın en kötü şöhretli adamı, bar sahibi olan bekâr Luke Brooks’tu. Aynı zamanda Ryder ailesinin gayri resmi beşinci üyesiydi. Emmy’nin abisinin en iyi arkadaşı olan Luke, çocukluğunun çoğunu Emmy’ye düşmanlık ederek geçirmişti. Emmy bara ve hayatına geri döndüğünde gözlerini ondan alamadı. Tüm sağduyusuna rağmen, ona bakmaktan çok daha fazlasını yapmak istiyordu. Emmy’nin aklında romantizmi düşünemeyecek kadar çok şey vardı. Luke da en iyi arkadaşının küçük kız kardeşinden uzak durması gerektiğini biliyordu.
Konuyu okuduktan sonra, Luke’un travmalarını aşması konusunda Emmy’e yardımcı olacağını, ufak çaplı bir iyileşme yolculuğunun güzel bir aşka dönüşeceğini düşünüyordum. Yanıldım. Emmy’nin tekrardan at binmesine yardımcı olması kitapta toplamda 3-4 sayfada falan geçiyordu herhalde. Geri kalanı ise bomboş bir hikaye ve bolca smut. Sadece kasaba ve abinin arkadaşı tropelarını alıp, dümdüz bir hikaye ile de devam edilebilirmiş. İşin içine hiç işlenmeyecek, sadece süs olsun diye travma koymaya bence gerek yokmuş.
Bu sıralar okuduğum romantik kitaplar arasında zayıf kaldı. Sosyal medyanın gazına gelerek kitap almamak gerektiğine bir kez daha ikna oldum.