Kitap şunu diyor:
Artık din bile paranın, rekabetin ve “kendini geliştir” kültürünün içine karıştı. İnsanlar inancı iç huzur için değil, başarılı, güçlü ve modern görünmek için yaşıyor.
Yani 21. yüzyılda din, eskisi gibi sadece Tanrı’yla ilgili değil; markalar, siyaset ve güç ilişkileriyle de iç içe.
Kısacası: din de kapitalizmin parçası haline geldi.
İnsanlığı en zor durumda sokan ve asıl varoluşsal amacımızın önüne geçen şey “İhtiyaç Ekonomisidir.” İnsanlar daha iyi unvanlara sahip olmak için mücadele ederler. Ve bu unvan yarışında insanda kibir, ego ve kıskançlık duygusu oluşmaya başlar. Makro olarak da devletler, daha büyük pastayı elde etmek için diğer devletlerle savaşır ya da onları sömürür. İşte hepsinin temelinde İhtiyaç Ekonomisi yatar. Yapay zekâ ise ihtiyaç ekonomisini ortadan kaldırabilir. Elbette bu uzun sürebilir. Ama finalde insanlar artık daha iyi para kazanmak için birbirlerinden üstün olmalarına gerek kalmayacak. Çünkü robotlar ve makineler her işi bizim yerimize yapacak, biz de belki varoluşsal amacımızı daha derin bir şekilde sorgulayacağız, daha fazla okuyacağız ve daha iyi sanat yapacağız.