Süleyman Kahyanın yüreğinin başına ağır bir taş oturdu. Afalladı, şaşırdı. Olan bitenden, şu duyduğu sözlerden zaten utanıyordu. Ağır, gece gibi ıslak, yapış yapış, sümüklü, kirli bir utanç bataklığına battı. Silkindi, kurtulamadı.
Daha konuşacaktı, ağlamamak için sustu. Boğazına bir yumruk tıkanmış, ağır, soluk aldırmaz, bastırıyor. Kendini tutuyor, çözülmemek, ağlamamak için dudaklarını kanatırcasına ısırıyor. Gözleri dolu dolu, akamayan yaşlar gözlerini yakıyor.