Hikâyesi olmayan insanlar, hikâyesi olmayan nesnelerle birlikte yaşamayı seçebilirler. Ama bu arada olan, tüketim yarışına kapılıveren yoksullara oluyor, yeniyi edinememeyi eksiklik olarak yaşamanın ezikliğiyle ya da hayatlarını taksitlerine endeksleyerek. Gerçi bunların hepsi, aslında, üretilmiş ve edinilmiş sorunlar, kişinin kendinden ve sistemden kaynaklanan. Gerçek trajediyi yoksulluğun açlık sınırında olan insanlar yaşıyor, gelecek duyusunu tümden kaybetmenin getirdiği yabancılaşmayla.
Uyaran bağımlıları diyarına hoşgeldiniz. Burası bir başka dünya, dünyanın kendisi değil. İnsanlar gülümserce maskelerle dolaşıyor, neden olmasın ki? Depresyonla ya da boşluk ve anlamsızlıkla yüzleşecek fırsat yok, her an bir şeyler olmakta, çoğumuza sadece seyretme payı tanınsa da.
"Devrim yapamazsınız, devrim olmanız gerek." Politik kimliğimiz, politik sorumluluğumuzu birilerine devredip, ardından onlardan yakınarak ya da onları körü körüne izleyerek yaşandıkça insanlığın huzurunu sağlayacak politik bir modele ulaşmamız da mümkün olamayacak.
Deneyim yoluyla öğrenmede, bilinmeyenle karşılaşma sonucu yaşanabilen ürkütücü duyguları kabul edebilme ve değiştirebilme iradesi var. Yüzleşmekten kaçındığımız korkularımızı örtbas edip kendimizi güvenlikte olduğumuza inandırırken, hayatı ne denli kuruttuğumuzu çoğu zaman göremiyoruz.