Cihan Ay

Cihan Ay
@Cihanayofficial
Kadrajımdan yansıyanlar - Kalemimden dökülenler
Arkeolog
Ankara Üniversitesi Doktora
Hatay
Hatay
71 okur puanı
Ocak 2026 tarihinde katıldı
Erişilebilir olanın büyüsü yoktur. Ruh, herkesin çiğnediği yollarda değil, sadece kendine ait olan o dar patikalarda nefes alır.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Geçici bir güzelliği sağlam bir karaktere tercih eder misiniz?
Güzellik, zamanın rüzgarında savrulan bir yaprak gibidir; bugün dalında parlar, yarın toprağa karışır. Yüzdeki çizgiler zamanın izidir ama aynalar yaşlandıkça değişse de ruhun berraklığı sonsuzdur. Çünkü günün sonunda geriye kalan; ne pürüzsüz bir ten ne de geçici bir surettir; yalnızca kalbin kokusu ve karakterin hiç solmayan parıltısıdır.
Oysa tek dilekti mutluluk
Dünya yordu; bitmek bilmeyen telaşları, karşılığı olmayan çabalarıyla... İnsanlar kırdı; en ince yerimizden, hiç beklemediğimiz anlarda. Oysa heybemizde sadece küçük bir ümit, dilimizde tek bir cümle vardı: Mutluluk. Meğer en basit olan, bu karmaşanın içinde en ulaşılamaz olanmış. Sahiden, bu kadar saf bir niyet çok mu ağır geldi dünyaya?
Bazı insanlar hayatı bir satranç tahtası, çevrelerindeki herkesi de sadece hamle sırası bekleyen birer piyon olarak görürler. Onların dünyasında vefa, ödenmesi gereken bir borç değil; vadesi dolmuş bir yüktür. Bu yüzden 'hesap yapanların' hayatında gerçek dostların sıcaklığını bulamazsınız; orada sadece çıkarlar uyuştuğu sürece devam eden soğuk birer ortaklık vardır. Menfaat bittiğinde, yılların hatırı da bir anda görünmez olur.
Boşa geçmiş ömre yaşam denir mi?
İnsan bazen durup takvime baktığında, rakamların arasından sızan o soğuk soruyu soruyor kendine: "Geçen bunca yıla gerçekten 'yaşamak' denir mi?" Eğer bir şehir sustuğunda senin de içindeki sesler kesiliyorsa; sokaklar anılarını yitirirken sen de kendi izini bulamıyorsan, o yıllar sanki yaşanmamış da sadece katlanılmış gibi gelir. Oysa yaşam, sadece büyük başarıların veya kalabalık sofraların toplamı değildir. Bazen boşa geçtiğini sandığın o sessiz yıllar, ruhun en derin kışıdır; ağacın meyve vermeden önce köklerini toprağa daha sıkı saldığı o karanlık ve dilsiz zamandır. Peyami Safa’nın karakterleri gibi, odasında tek başına tavanı izleyen bir insanın o saati, dışarıda kahkahalarla geçen bir ömürden daha "dolu" olabilir. Çünkü sorgulama başladığı an, boşluk dolmaya başlar. "Boşa geçti" dediğin o yıllar, bugün bu cümleyi kurmanı sağlayan, seni o buğulu camın önünde durup bir yüzü aratacak kadar olgunlaştıran sancılı bir mirastır. Belki de yaşam; bittiği yerden yeniden başlamanın, o yitirilen sokaklarda yeni bir adım atma cesaretinin adıdır. Camdaki buğu silinir, şehir yeniden konuşur; yeter ki insan kendi enkazından yeni bir şehir kurmayı bilsin. Sizce bir ömrü 'dolu' kılan şey nedir; elde edilenler mi, yoksa o boşlukta verilen mücadele mi?