Dünya, herkesin birbirini duyduğu ama kimsenin birbirini anlamadığı devasa bir gürültü panayırına dönüştü. En çok bağıranın en haklı, en çok gülenin en mutlu sanıldığı bir yanılgı çağındayız. Oysa gerçek duygular, vitrinlere konulmayacak kadar mahrem ve derindir.
İnsan, kalabalıklar içinde alkışlanırken değil, gece başını yastığa koyduğunda kendi içindeki o sağır edici sessizlikle baş başa kaldığında asıl kendisi oluyor. Üzerimize giydiğimiz o 'iyiyim' maskeleri, aslında ruhumuzun yorgunluğunu gizlediğimiz birer kamuflajdan başka bir şey değil.
Keşfedilmeyi bekleyen bir antik şehir gibi, herkesin üzerinde yürüdüğü ama kimsenin derinliklerine inmeye cesaret edemediği o asıl benliğimiz, sessizce kendi harabelerini onarıyor. Belki de asıl mesele, dışarıdaki bu anlamsız kalabalığa ait olmak değil; o ıssız harabelerin içinde kendine ait huzurlu bir köşe bulabilmektir. Çünkü sonunda hepimiz, kendi sessizliğimiz kadar hür, kendi yalnızlığımız kadar gerçeğiz…