Nefret mi sevginin küllerinden doğar, yoksa nefretin bittiği yerde mi gerçek sevgi başlar? Sizce duyguların pusulası hangi yöne döner?
Duygular söz konusu olduğunda uçurumlar birbirine çok yakındır. Çoğu zaman nefretin zıttının sevgi olduğunu düşünürüz, oysa her ikisi de aynı ateşli tutkunun farklı renkleridir. Gerçek zıtlık, ne nefret ne de sevgidir; gerçek zıtlık kayıtsızlıktır.
Neden bu soruyu soruyorum?
Çünkü edebiyat tarihi, büyük nefretlerden doğan devasa aşklarla veya en saf sevginin bir anda yıkıcı bir nefrete dönüşmesiyle doludur.
• Sevgiden doğan nefret; içinde hayal kırıklığı ve "nasıl yapabildi?" sancısını taşır. Bir zamanlar göklere çıkardığımızın, bizi yere çarpmasının öfkesidir.
• Nefretten doğan sevgi ise; bir keşif yolculuğudur. Önyargıların yıkılıp, altındaki asıl cevheri görmenin sarsıcı gücüdür.
Peki, sizin okuduğunuz kitaplarda veya kendi hayat hikayenizde bu döngü nasıl işledi? Bir karakterin nefreti sevgiye dönüştüğünde mi daha çok etkileniyorsunuz, yoksa büyük bir aşkın nefrete evrilişini izlemek mi size daha gerçekçi geliyor?
#Edebiyat #Psikoloji #SevgiVeNefret #1000Kitap #Duygular