oysa o
yorgun ve ormansızdı! oysa onun
bineceği ve uzaklaşacağı atlar hazırdı;
doğaya takılmış bir nazar boncuğuydu bedeni
kıvrak
yeşil
faziletli
hala yanmakta olan, hiç sönmeyecek bir cadı;
suya eğilmiş örümcekti gözleri;
seven insanın gözleri geçit vermezdi;
seven insanın gözleri vakte pusu kurardı;
bir çiçek koparttım avucumdan
yaklaştım
yaklaştım
çiçek beni ona verdi buna kuşkusuz inandım
ve dedim ki, ve diyebildim ki ona:
-ben ölüyorum sevgilim
sen bir el daha oyna!
kimi babaların infilak etmiştir ya oğulları
kimi yalnızlıklar boşunadır
kimi aşklar bitmesi için yaşanır
sen bunları hiç önemseme
git gülümse başkalarına
beni burkulmuş bırak
beni ısırılmış
beni emilmiş
beni intiharlardan çokça korkulan ideolojilerde bırak
The key component is not the quality of the materials—what’s needed is magic. If that magic is present, the most basic daily matters and the plainest language can be turned into a device of surprising sophistication.
James Joyce put it most succinctly when he said, “Imagination is memory.” I tend to agree with him. In fact, I think he was spot-on. What we call the imagination consists of fragments of memory that lack any clear connection with one another.