Cumhuriyet devrinde milliyetçiliğe sarılmak bir mecburiyetti. Yalnız dediğim gibi bu öyle bir milliyet ki içi boşalmış, kansız cansız, hareket kabiliyeti olmayan bir milliyet. Zaten "Yurtta sulh, cihanda sulh" formülü ile ifadesini bulan bir sulhperverlik bahis mevzuu idi. İnancını kaybeden, kaybettirilen insanların mütearrız olmasına, dinamik olmasına zaten imkân yoktu. "Yurtta sulh, cihanda sulh" olmasın da ne olsundu? Tabii olarak bu neticeye varıyordu.
Ziya Gökalp budala bir adamdı tam manasıyla... Haris bir adamdı. Ziya Gökalp ayran budalasıydı. Cahil bir adamdı. Son derece ümmi... Politikanın bütün büyüklerine "Sen -haşa- Allah'sın, sen Peygambersin" diye kasideler yazdı. Enver'e, Talat'a, Mustafa Kemal'e ve büyük milliyetçi, milliyet nazariyecisi oldu.
Yusuf Akçura biliyorsunuz Türk Tarih Kurumu'nun başkanı oldu Mustafa Kemal devrinde. Milletvekiliydi. Mustafa Kemal'in çok sevdiği adamdı ve bütün emellerine hizmet etti sadakatle. Osmanlı'nın yıkılışında onun büyük rolü, hissesi vardır.
Dinsizlik bir hastalıktır. Fert dinsiz olabilir, fert ate olabilir. Fakat toplum dinsiz olamaz. Toplum dinini kaybettiği andan itibaren vahşi bir hayvan sürüsüdür. Yırtıcı, riyakâr, mel'un, en adi canavardan bile daha tehlikeli bir sürüdür. Nitekim tarihin hiçbir devrinde hiçbir topluluk dinsiz, mukaddessiz yaşayamamıştır.