“Şunu da gayet iyi biliyordum ki Yaradan’ın buyurduğu düzeni tersyüz etmeye kalkan tüm zihinler eninde sonunda hastalanır, hastalanacaktır, hastalanmaya mahkûmdur. O an acıma duygumu bir kenara bırakarak ona baktığımda onun âdeta bir enkaza dönüşerek, üzerinde yaşadığı bu dünyaya hiçbir şekilde uyum sağlamayarak cezasını fazlasıyla çektiğini görebiliyordum.”
Geleceğe dair büyük umutları olan bir genç olduğum fikrine alıştıkça, bu durumun hem kendim hem de çevremdeki insanların üzerindeki etkisini yavaş yavaş fark etmeye başlamıştım.
Annesinin öğrettiği duaları hatırladığında, onların daha önce hiç fark etmediği anlamlarla yüklü olduğunu anladı çünkü dua mutlu bir insana anlam açısından içi boş ve tekdüze bir bütünlük olarak görünür, ta ki bir gün keder o bahtsıza, Tanrı’yla konuşmasına aracılık eden bu ulvi dili açıklayana dek.