Mustafa Kemal’i, kendinden önce gelmiş olan reformculardan ayıran nokta, Tanzimat hareketi gibi yalnızca yasalar ve yönetim alanında kalmayıp bütün politikayı içine alan bir değişiklik istemesiydi.
Mustafa Kemal, Abdülhamit’in Türk ordusunu yetiştirmek için getirtmiş olduğu Alman subaylarını, bir yurtsever olarak hiç çekemiyordu. Ama meslekten bir asker olarak onların değerlerini de takdir ediyordu. Çünkü ister dost ister düşman tarafından uygulansın, askerliğe bilim olarak saygı duyardı. Hatta Berlin Askeri Akademisi’nin eski müdürlerinden General Litzmann’ın takım ve bölük talimleri konusundaki bir kitabını Türkçeye bile çevirmişti. Bunun bir kısmını yeni çıkan Türk Piyade Eğitimi Elkitabı’na ek olarak yayımladı.
İttihatçıların getirdikleri rejimi bundan öncekilerden ayıran en önemli nokta, anayasal güvence altında olmasıydı; halka ittihat (birlik) ve terakki (ilerleme) vaat ediyordu. Birlik; yani hangi ırk ve dinden olursa olsun, bütün vatandaşlara aynı hak ve görevlerin tanınması. İlerleme; yani eğitim, öğrenim ve ekonomi alanlarında gelişmeler. Ve Fransız İhtilali’nin ilkeleri olan “Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik” sloganına eklenmiş olan “adalet.
Selanik’in öteden beri gizli cemiyetler doğurmaya uygun bir siyasi havası vardı. Çok eskiden de burada Aziz Pavlus’un ardından Hıristiyanlığı kabul edenler, Neron’un zulmünden kaçmak için gizli olarak örgütlenmişlerdi.