Ahhh bu üşenmeler...Üşenmesem hem 114 sayfa kitabın tamamının altını çizer, hem de bütün kitabı buraya baştan aktarırdım.
O kadar güçlü bir anlatı ki ''Mumlar Sonuna Kadar Yanar'' tarifi zor. Özellikle Konrad'ın eve gelip karşılıklı oturuşlarıyla sanki şöyle bir durum oluştu : Kemerlerinizi bağlayın, arkanıza yaslanın sıkı bir yolculuğa çıkıyoruz dedi yazar. Ve o karşılıklı oturma anından itibaren yazar öyle bir gaza yüklendi ki bizi koltuğumuza yapıştırdı ve öyle derin bir yolculuk yaptırdı ki, kitabın son cümlesi ile waaawww ben nerdeyim? burası neresi? dedirtti.
O kadar, ama o kadar şeyi o kadar güçlü şekilde sorguladı/sorgulattı ki; özellikle bana verdiği hissiyat, bugünden geriye bakmanın ne kadar güçlü bir olgu olduğu. Adına belki tecrübe dediğimiz şeyin insanı ne kadar dönüştürdüğü, katil olabilecekken gülüp geçecek kadar güçlendirebileceği mesela... - bugün yaşananın bugünün koşullarıyla gerçekleşenin yaşanacak olan yaşandıktan sonra sebepler aramanın, bahanelerin, öfkelerin ve hatta öldürmelerin bile anlamsızlığını o kadar derinlemesine hissettirdi ki istemesek bile finalde aynı empatinin içinde bulduk kendimizi. Ben de olsam...
Diyorum ya elimden gelse bütün kitabı buraya aktarırım...Yine de bana çok güçlü gelen bir kaç alıntı paylaşmak istiyorum ;
''...General bu cümleyi anladığında babası hayatta değildi, aradan yıllar geçmişti…”
''...Sonra bir kuzu getirildi, beyaz bir kuzu, ev sahibi bıçağını alıp hiç unutamadığım bir hareketle onu kesiverdi. Böyle bir hareket öğrenilmez, bu Doğu'ya özgü bir hareket; öldürmenin sembolik ve dini bir anlamının olduğu, temel bir şey, yani kurban anlamına geldiği bir zamandan kalma, İbrahim İshak'ı kurban etmek istediğinde bıçağı böyle kaldırmıştı, eski tapınaklarda kurbanlar sunağın, putun yada tanrı tasvirinin önünde