Öncelikle; Marcel'in, yitirdiği zamanı -izci kulübü üyesi bir çocuk gibi- arayışında ona bir gölgesi gibi eşlik edebilmekten, ayağını kaldırdığı yere adımımı basmaktan, inanılmaz mutlu ve ayrıcalıklı hissettim kendimi...
( Naçizane yazacaklarım, serinin tamamına dair elbette )...Marcel'in bu anlatıyla okura, kendi kitabını okuturken yaptığı en güçlü etkilerden birisi ( kanımca ) : İnsanın bir başına karmakarışık şekilde hissedip, yaşayacağı duyguları -bir cerrahın, diğer organlara zarar vermemek için gösterdiği hassasiyet gibi- insanın hissettiği soyut duyguları bir cımbız ile tutup yavaşça birbirinden ayırması, sonra duyguları biçimlendirmesi, modellendirmesi ( tıpkı bir eskiz kağıdına karalanmış karakalem bir taslağın üç boyutlu modelendirilmesi gibi) ve nihayetinde bu duyguları görünür kılması. O kadar görünür ki size karşıdan bakan birinin, bu duygunuz yeni mi ? Size çok yakışmış diyebileceği kadar...
Bu uzun ama büyüleyici yolculuk ne anlatıyor denirse eğer ; seriden bazı notları paylaşmak oldukça güçlü fikir verecektir kanısındayım.
'' ...kuşkusuz kayıp zamanı yakalamanın tek yolunun sanat eseri olduğunu algılamamı sağlayan ışık kadar parlak olmayan bir ışık parladı içimde. Edebi eserin bütün bu malzemelerinin, geçmiş hayatım olduğunu anladım; bana havai zevklerin, tembelliğin, sevginin, ıstırabın içinden geldiklerini ve benim tıpkı bir bitkiyi besleyecek olan bütün besinleri biriktiren tohum gibi ne işe yarayacaklarını, hatta yaşamaya devam edecekleri bilmeden, hepsini bir kenara yığdığımı anladım...''
''...hatta onu okuyacak olanları okurum olarak görmüyordum. Çünkü onlar benim değil kendi kendilerinin okurları olacaklardı...''
''...eserimi tamamlayacak kadar vakit bulabilirsem her şeyden önce insanları birer hilkat garibesine benzetme pahasına da olsa,