Bir toplumda bir şeyler artık gizlenemeyecek veya görmezden gelinemeyecek kadar yanlış gitmeye başladığında sorulabilecek çeşitli sorular ortaya çıkar. Dün Avrupa, bugün ise Orta Doğu için en yaygını şudur: "Bunu bize kim yaptı?"
Böyle bir kitaba denk geldiğim için aşırı mutluyum, okumak ve bitirmek ise ayrı bir keyif verdi.
Tarihe yön veren insanların hayatları ve yaşanılan olaylar her zaman önemli bir yer tutmuştur. Nice araştırmalar yapılmıştır. Peki bu tarihte sıradan insanlar ne yapıyorlardı?
Kitabımız tam olarak bunun peşine düşmüş bir yazarın araştırmasına yoğunlaştığı roman formatında ortaya çıkıyor. Açılışı yaptığı önsözde, kültür farklılıklarının ve mikrotarihin(tarihsel bir gerçekliği reddetmeden, tarih yazımı- nın öznelerini marjinlere kaydırarak gündelik yaşamın tarihine yönelmek) önemini irdeleyerek yapıyor. 16 yüzyılda yaşamış bir değirmencinin dönemin kayıtlarına göre hayatına konuk oluyoruz, daha doğrusu onun parçası oluyoruz.
Dini konularda, dönemin Katolik inancını kökten sarsacak, hatta Engizisyon’la başını derde sokacak özgün fikirler üretiyor. Sevilen, sayılan biri olmasına rağmen dilini tutamıyor; çünkü ona dayatılan düşüncelerden kurtulmak ve aklının gösterdiği yoldan gitmek zorundaydı. Çevresindeki sınıf farkları ve adaletsizlikler de ona mevcut düzenin yanlışlarını sürekli hatırlatıyordu. Okudukları, ona teslim olmamayı, başka bir evrenin mümkün olduğunu fısıldıyordu.
Okurken gerçekten hayrete düştüğüm anlar oldu. Bir insanın tek başına inanç, kültür ve iktidara karşı nasıl bir duruş sergileyebildiğini görmek çok etkileyiciydi.
Ek olarak kitabın yazarını da kutlamak gerekli. Gerçekten böyle unutulmuş, değersiz gibi görünen bir olayın peşine düşüp didik didik araştırmış.
"Yeryüzünde cennete inanıyor musun?" diye sorduklarında, açıkça alaylı bir ifadeyle cevap verdi: "Yeryüzündeki cennetin malı mülkü olan beyefendilerin hiçbir iş yapmadan yaşadığı yer olduğuna inanıyorum."