Bu sözleriyle Kemal'e karşı mahcup hissettim. Ama bu mahcubiyet 5-10 dakika falan sürdü. Zira kendisi empati yapılamayacak kadar yorucu ve saplantılı bir karakterdi. Bu kitap benim kendi aşk ve ikili ilişkiler mantığıma hiç uymadığı için böyle düşünmüş de olabilirim ama maalesef kitaptaki ilişki nereden tutarsanız elinizde kalacak cinstendi.
Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabı ana karakterimiz Kemal'in anne tarafından uzak hısım akrabası ile olan yasak aşkını konu alıyor. Bu aşkın yavaş yavaş Kemal için bir saplantı olması sürecini okuyoruz.
Öncelikle kitap hakkında beğendiğim bir şeyden başlamak istiyorum. Dönemin İstanbul'unu , toplumunu , siyasal baskılarını çok güzel bir şekilde verebildiğini düşünüyorum. Keskinlere gittiği 8 yılı anlattığı bölümler harici okuma akıcılığının ortalama olduğunu ama o 8 yılda, ama yetmez mi artık sence de, şeklinde çok fazla bunaldığımı belirtmek istiyorum.
Füsun karakterini hiç masum bulmadım. En başında butikte çalıştığı ve Kemal ile karşılaştığı gün belki masumdur (şüpheli). Kendi içinde güzellik yarışmasının, ekonomik durumunun ve hayallerini asla yaşayamayacak olması düşüncesinden dolayı çok kinli olduğunu, ilk fırsatta belki Kemal'in manipülasyonuna düşmüştür ama ben kendisinin verdiği bazı kararlarda alttan alta aşktan ziyade para hırsı olduğunu düşünmekteyim. Zaten annesi de hiç masum değildi. Özellikle işte bisikleti al eve gel babamın elini öp anamın elini öp cart curt Füsun sen orda ikinci kadınsın ama yaptığı hal ve hareketler sadece suda çırpınma gibiydi. Nişanda Sibel'e söylediği sözlerde öyle.
DİKKAT! Buradan sonrası büyük spoiler içerir!
Sibel karakterini çok sevdim dönemdeki olaylara ve Kemal ile yaşadıklarına bakılırsa elinden geldiğince güçlü kalması hoşuma gitti. Zaim karakterinin play-boydan daha aile