"Yemekler, mücevherler, şölenler, ziyafetler ama tüm bu zevkleri tattıkça içindeki tatminsizliğin sadece daha da büyüdüğünü görür. Yani acılardan kurtuluş reçetesi asla zevklerimizi arttırmak olmayacaktır.
Zevkin peşinden gitmek tam tersi tahminsizliğimizi tetiklediğinden acılarımızı da arttıracaktır. Buda arzularımızı, tatminsizliğimizi bir ateşe benzetir. Ateş asla doymayan devamlı büyümek isteyen bir yapıdadır. Ateşin istediği nedir?
Büyümek harlanmak değil mi? Ateş odun ister ama ateşe odun attığımızda daha fazla büyür ve bu sefer daha fazla odun ister. En sonsa etrafı yakıp yıkar arzularımız da böyle ilerler.
O arzuyu tatmin ettikçe hiç bir büyüsü kalmaz, daha fazlasını isteriz, onu da tatmin ettikçe yine daha fazlasını isteriz.
Arzularımız asla tam olarak tatmin olmaz ve en son arzularımızla beraber büyüyen ateş bizi kavurur."