CnnCnl

CnnCnl
@CnnCnl
Son dönemin modası bu…bir yanılgı içindeyiz. Kendimizle ilgili muhtelif hoşnutsuzluklarımızı ya da dertli hallerimizi sek bir biçimde, travmatik olup olmadığı son derece tartışmalı tariflerle açıklamak ve hikayenin devamını getirmeden noktayı oraya koymak da başka bir tür yanılgı…”ben aşırı duyarlı bir insanım, çünkü ebeveynimle kurduğum ilişkide şunlar şunlar yaşandı” deniyor örneğin. Tamam, hepsinin doğru olduğunu varsayalım. Fakat hikayenin bundan sonrası da sana ait ya…sen kendi hayatının kahramanısın ya…mecbur poponu kaldıracaksın ve kendinle ilgili bir şey yapacaksın ya… işte o zaman içine bakacaksın. Ve içinde bulduğunla, orada gördüğünle de bir şey yaratmaya çalışacaksın. Kendinden bir insan yaratacaksın.
Sayfa 237
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Evliliği ebeveynliğe satmamak sahiden çok mühim. Bunun için çok çaba göstermek gerekiyor. Anneler genellikle sistem içinde boğuluyor, dağılıyor ve kayboluyor. Bu yüzden baba olmuş adamların kadınlardan bu yükü çekip almaları için iyi performans göstermeleri şart. Evlilik kadının mülkü demiştik ya, çocuklar da öyle. Dolayısıyla orada yüksek bir anne iktidarı var. İkincisi orada kendini adamışlık hali var. Bütün bunlar çok sert kodlar yaratıyor. Keskin bir şey söyleyeyim: ben aslında anneliğin durdurulması, dinlendirilmesi ve paylaşılması gereken bir şey olduğunu düşünüyorum. Anneliğin olağan akışı çok patolojik. Annenin sakinleşmesi, yavaşlaması, şuurlanması, duyguların dışında birtakım hallerin ve ihtiyaçların da olduğunu fark etmesi gerekiyor. Yoksa rahminden çıkardığın çocuğu kalbinin içinde bir yere kilitlemek istiyorsun.
Sayfa 218
Ben ilişkilerin bir ömrü olduğuna inanıyorum. Bizler hayatlarımızın içinde epey dönüşüyoruz. Önceliklerimiz, ihtiyaçlarımız, ilgilerimiz, inceliklerimiz, iyileşen yerlerimiz, yaralanan yerlerimiz değişiyor. Bir yandan partnerlerimiz de kendi içlerinde değişiyor. Onlar da bizimle aynı tür dönüşümlerden geçiyorlar. Kimi vakit yolda birbirimizi kaybedebiliyoruz. Duygusal olarak da bedensel olarak da birbirimizi kaybedebiliyoruz. Ben kendi payıma bir ilişkide birbirimizi kaybettiğimiz zaman, bunun yasını yaşayıp nezaketle ve şükranla o ilişkiyi kapatmak gerektiğini düşünüyorum.
Sayfa 104
İki insan uzun süren ilişkilerde, özellikle de evliliklerde, bir süre sonra tek bir cisim haline geliyor. Bu tek cisim olma hali de bir tür hoyratlık getiriyor. İnsan, karşısındakini uzantısı gibi gördüğünde daha kaba, daha hoyrat davranıyor. Samimiyet ile sınır ihlal etme, sınır tanımama arasındaki sınırsızlık nasıl engellenir? Biyoloji de kadim bilgelik de, “azıcık öteye git de seni net göreyim” diyor. İnsanın da kirpi gibi sayısız dikeni var. Bu dikenlerin bazısını törpülüyoruz, bazısı sivri kalıyor. İşte o sivri dikenlerle, bazen törpülemek istemediğimiz bazen törpülemeyi akla getirmediğimiz bazen de istesek de törpüleyemediğimiz o dikenlerle birbirimizi acıtıp duruyoruz. “Samimiyetli mesafe” derken tam da bundan bahsediyorum. Dikenler batıyor. Çünkü yakınlaşmak istiyoruz, çünkü mesafemiz yok. İki kirpinin fiziksel sarılması bir kadın ve adamın ruhsal sarılmasına benzer, zannımca çok benzer. Ötekinin canını yakarız, canımız yanar, bazen bilerek, bazen hiç bilmeden. Çünkü mesafesiziz.
Sayfa 82
Gaslighting bir ikna sanatıdır. Bir insanın kendi duygu, düşünce, davranışlarından şüphe etmesini hedefler. Hikayenin magduru durmaksızın açıklama yaparken bulur kendini. ‘Öyle yapmadım’, der; ‘öyle düşünmedim’, der. Akıllı manipülatör avını önce iyi tanır, sonra çalışmaya başlar. Bundan sonrası akıl oyunları. Dert şu ki mağdur oyunun farkında bile değildir. Hatta mağdur olduğunun bile farkında değildir. Sizi arkadaşlarınızdan, ailenizden uzaklaştırma gayreti varsa dikkat edin. Yahut kendinizi mütemadiyen açıklama yaparken; kendinizi anlatmaya çalışırken; size atfedilen davranışı yapmadığınızı, öyle hissetmediğinizi izah ederken buluyorsanız durup bir düşünün. Mağdur kişi bir noktada, ‘bunu hak ettim!’, düşüncesine kadar gelebiliyor. Hatta birçok hikayede bütün senaryo öyle başlıyor. Çoğu zaman şöyle düşünülüyor; ‘ama ben onu tetikliyorum çünkü benim de hatam var’. Yani karşımızdakini yüceltirken kendimizi indirgiyoruz. Hikayenin en belalı kısmı bu.
Sayfa 70