Ah...
Rüzgarın kırdığı dallar,
Umudun yıkıntısı
Nefesimdeki çaresizlik
Ve
Sen
Seni öpemeyişim...
Belindeki ruha uzaklığım
Gözlerimizdeki uçurum
Ve
Sesindeki yabancılık...
(Şairin cesedinin yanında bulunmuştur)
Hepinize! ..
İşte ölüyorum. Kimseyi suçlamayın bundan ötürü. Hele
dedikodudan, unutmayın ki, merhum nefret ederdi.
Anacığım, kardeşlerim, yoldaşlarım! Bağışlayın beni. İş
değil bu, biliyorum (kimseye de öğütlemem) , ama benim
için başka bir çıkar yol kalmamıştı.
Lili, beni sev.
Hükümet Yoldaş! Ailem: Lili Brik, anam, kız kardeşlerim
ve Veronika Vitoldovna Polonkaya’dan ibarettir; yaşamlarını
sağlarsan, ne mutlu bana...
Bitmemiş şiirleri Brik’lere verin, ne lâzımsa onlar yapar.
“Bir varmış bir yokmuş“
derler hani:
Aşkın küçük sandalı
hayat ırmağının akıntısına kafa
tutabilir mi!
Dayanamayıp parçalandı işte sonunda...
Acıları
mutsuzlukları
karşılıklı haksızlıkları
h a t ı r l a m a y a b i l e d e ğ m e z:
Ödeşmiş durumdayız kahpe felekle.
Ve sizler mutlu olun
yeter.
Mayakovski
Vapurun güvertesi...
Saat 8’e 10 var
Bir kadın
Elinde mendil
Gözlerinde acı
Boğazında düğüm
Dili olmuş lal
Kalbi ise enkaz
Ayaklarında birikmiş yalnızlık
Saçları diplerine kadar hüzün...
Saat 8’e 10 vardı
Az önce bir kadın ağlamaktaydı
Az önce bir kadın
Aşkın üzerine toprak attı...
İsterdim sormayı bu matemin nedenini
Ellerini sürgüledi yüzüne
Bir kırılmışlığım vardı
Oradan bildim
İnsan kendisiyle bile
Konuşmak istemezdi
Gönlüne düşen toprağı
Eşmek istemezdi.