·
Okunma
·
Beğeni
·
82,5bin
Gösterim
Adı:
Faust
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
351
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054138555
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Elips Kitapları
İlk gençlik heyecanlarıyla okunan kitapların etkisini, o ilk okumanın verdiği benzersiz hazzı unutmak mümkün mü?

İletişim ve bilgi edinme imkanlarının son hızla arttığı bir çağda, gençlerimizi ve çocuklarımızı kitapların dünyasıyla buluşturmak eskisi kadar kolay olmasa gerek. Bu anlamda, Milli Eğitim Bakanlığının ilköğretim ve ortaöğretime yönelik 100 Temel Eser şeçimi; öğrencilere, velilere ve öğretmenlere, kısacası kültür dünyamıza katkıda bulunacak herkese yararlı olacak niteliktedir.
506 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10 puan
Arkadaşlar incelemeye başlamadan önce kitapla ilgili şunları belirtmek istiyorum : Kitap 1808 senesinde 1.kısmı, 1832 senesinde de 2.kısmı yazılmış olan bir kitap.Bu nedenle de günümüz kafası ile kitabı anlamaya çalışmak bizi çok yoruyor.İkincisi kitap, şiirsel bir dille yazılmış, malumunuz çeviri kitaplarda şiirsel kitaplar pek tat vermez.Orjinal dili olan Almanca dan okusak belki bu kitabı 1 2 tık daha çok sevebiliriz.Üçüncüsü, kitapta çok fazla mitolojik kahraman var.Cennet Cehennem, melekler, şeytan, duygu ve düşünceler, koro,hayvanlar aklınıza ne geliyorsa yazar onları konuşturmuş bir tiyatro eseri olarak dile getirmiş.Mitolojik kısımlar için sürekli Google veya Vikipedi ye girmeniz gerekiyor. Azra Erhat ın Mitoloji Sözlüğü kitabı kitabı okurken kullanılabilir.İlerleyen zamanlarda da mitolojik kitaplar okurken örneğin Homeros un kitaplarını okurken işe yarayabilir.Dördüncü diyeceğim kitabın zor anlaşılabilir olması.Kitap, 20 şey anlatıyor içinde alabileceğiniz kısım halbuki 1 şey.Uzun uzun zor bir dille anlatıyor.Kitabı kesinlikle çok kitap okuma alışkanlığı olmayan kişilere önermiyorum.Bunun altını kalın puntolarda çizmek isterim.ÖNERMIYORUM.Neden derseniz.Çünkü bu kitap yeni bir okura çok net bir biçimde kitap okuma alışkanlığı kaybettirir.Zor bir dil,çeviri şiire gitmiyor,dönemsel farklılıklar,konunun çok uç nokta oluşu,mitolojik kavramların fazlalığı,dinimize uygun olmayan kavramlar,toplumumuza uzak bir bakış açısı bunun başlıca nedenleri.

Kitaba gelecek olursak önce Goethe bu kitabı 24 sene boşluk bırakarak yazmış ve bastırmış.Araya büyük bir boşluk bırakmış.Bu da 1.kitabi yazan adamla 2.kitabı yazan adam aynı kişi değil mi acaba kafasını bizde oluşturuyor.Almanya nın yetiştirdiği bu en büyük kalem, Faust ile ilgili olarak eleştirmenlerde dahil olmak üzere en büyük eseri olduğunu söyler. İlber Ortaylı hocamız çok sık bahsetti.Bu eserden Faust u mu Goethe yazdı, Goethe yi mi Faust yazdı esprisi yaptı hatta.Okunması gereken bir eser olduğu için okudum işin aslı.Kitabı Goethe yazmaya aslında 18 yaşında başlamış 83 yaşında bitirmiş.Kitabın eser fikir babası 1500 lü yılllarda yaşamış bir İngiliz yazar olan Christopher Marlowe Doktor Faustus kitabında adı.Ama Goethe konuyu değiştirerek bambaşka bir eser ortaya koymuş.Ayrıca kitabın birçok defa da filmi çekilmiştir.

Konusu kısaca Faust adındaki kendini birçok konuda geliştiren bir kişinin maneviyatı,yaşamın anlamını,inançlarını kaybetmiş bir döneminde iken karşısına çıkan şeytanla anlaşmasını anlatır.Şeytan ona Gretchen olarak adlandırılan genç Margarete ile olan aşkı için yardım eder.Faust, bu duyguyu sadece Gretchen adlı genç bir kızdan çok ötede Helene(Truva daki) idealine kadar hissedecek, ama her şeye karşın şeytana beklediği cevabı vermemekte diretecektir.

Şeytan kitapta Metistofeles olarak geçer.

Kitap, yukarıda belirttiğim gibi zor bir kitaptı, çok okumayan kişilere ve 18 yaş altına pek tavsiye etmiyorum.Okuyacaklarda dediğim gibi bir mitoloji sözlüğü ve bir cep telefonu ellerinde olmak kaydıyda kafalarını meşgul edecek şeylerden uzak yavaş yavaş anlayarak okuyabilirler.Puanım 7.
653 syf.
·4 günde·10/10 puan
Faust kitabını YouTube kanalımın kitap okuma grubunda onlarca kişiyle birlikte okuyup tartıştık: https://youtu.be/Fqbb6LqTkFI

10 yıl önce hayatımda ilk kez yarım bıraktığım kitabı şimdi kendi okuma grubumda onlarca kişiyle birlikte tartışabilmenin verdiği dayanılmaz hafiflik...

Goethe 14 yaşındayken buharlı makine icat edilmiş, 21 yaşındayken Hegel doğmuş, 40 yaşındayken Fransız İhtilali olmuş, 66 yaşındayken Waterloo Savaşı olmuş.
Ben 26 yaşındayken ise hayatımın en önemli gündemi koronavirüs işte.

Faust'u ben yazamazdım, hatta sadece ben değil, Goethe'den başka da kimse yazamazdı. Latince'de faustus mutlu olmaya yazgılı olmak demekti zaten. Şeytan onun ruhunu çalıp ona hüküm kurmak istese bile mutlu olmaya, Tanrı ile olmaya yazgılı bir insandı Faust. Sanayi Devrimi'nin insanları koşullandırdığı her şeyi bilme diktesinde olan bir çağda o da her şeyi bilmek isteyenlerden başka bir şey değildi. Bu konuda Goethe'nin bir fikri vardı.

26 yaşındayken bir toplantıda tanıştığı Weimar dükü, Goethe'ye, gel kardo burada takıl hem Faust'u bitirirsin hem de kitabın son şeklini burada alır dedi ama beklemediği bir şey oldu Goethe'nin, o da Weimar klasisizmi. Schiller'in de içinde bulunduğu Fırtına ve Coşku akımına nazaran Weimar klasisizmi, gestalt, gehalt ve inhalt adı verilen içerik, Yunan ilhamı ve estetik öncüllerinden oluşurdu. Yani Puşkin'in üç güvenilir kartı tutumluluk, ölçülülük ve çalışkanlık, Reich'in üç erdemi sevgi, çalışma ve bilgi, ilk mimarlık kuramcısı Vitruvius'un iyi bir mimari tasarım için belirlediği üç öncül fayda, kalıcılık ve güzellikti ya, işte Goethe'nin de kendisi için belirlediği muhteşem üçlü bunlardı.

Zaten Goethe'nin sanat ülküsü, “İnsan hayatını, dünyayı, öteki alemleri, hatta ahireti de büyük tabiatın cüzleri olarak ele almak ve ahenkli bir bütünlük içinde hepsinin yerini ve rolünü göstermek”ti. Sadece bu dünyanın varlığını değil, öte yaşamın varlığını da bir bütün içinde değerlendirerek, gestalt'a, yani parçaların barındığı bütüne ulaşabilmekti Goethe'nin amacı.

Albert Camus'nün Tersi ve Yüzü kitabında kendi felsefesini ve kendi madalyonunu dünya-insan ikiliğiyle kurması gibi Goethe de kendi madalyonunu üç taraflı kurmuştu: Tanrı-şeytan-insan. Yani Ivan Karamazov'un yaşadığı ve cebelleştiği üçlü.

Ama Nietzsche Goethe'ye o öldükten yıllar sonra "Alman dilinin baş mimarı Goethe’dir." demişti. Goethe de belki bunu hissetmiş olacak ki, Faust'u neredeyse Nietzsche'nin Dionysoscu içkin üstinsanı olarak tasarlamıştı. Dinamikti, kabına sığmıyordu, aktifti, her şeyi bilmek istiyordu Faust, mutlak mükemmeliyeti arıyordu fakat her insanın düştüğü yanılgı gibi ruhunu şeytana satmıştı. Faust'un şeytanı şeytan fakat belki de bizim de para, iktidar, ün, şehvet hırslarımız da kendi şeytanlarımız olabilir. Faust, Yunan mitolojisindeki Helena ile karşılaşsa bile bu ona yetmemişti, daha çok şeyi bilip o bildiklerini Kubrick'in 2001: Bir Uzay Destanı filmindeki monolite aktarmak istemişti belki.

Hatta ve hatta İncil'in başlangıcı olan Yuhanna "Başlangıçta söz vardı." şeklinde başlıyorsa, Dostoyevski'nin İncil'i "Başlangıçta acı vardı." Goethe'nin İncil'i ise "Başlangıçta eylem vardı." şeklinde olurdu. Çünkü Ruslar acıyla, Almanlar eylemle varoluşlarına ulaşırdı.

Faust kitabının cevap aradığı iki soru vardı en nihayetinde:
1- İnsan tam olarak nefsini şeytana teslim edip sapıklığa düştükten sonra, kendi kuvveti ile doğru yolu bulabilir mi bulamaz mı?
2- Ölümlü bir insan için durulacak ve geçilmeyecek anlar var mıdır?

Ben cevaplayayım...
1- Evet.
2- Evet.

Bütün bu yazdıklarım üstüne bir de Roman Polanski'den Rosemary'nin Bebeği filmini izlerseniz üstüne çok iyi cila olur.
575 syf.
·35 günde·9/10 puan
Helios ışığını tüm gücüyle tenimizde gezdirirken, Kharitlerden doğma bir neşeyle, yanımda hırlayan, tıslayan Cerberus hizmet ediyordu bütün konuklara... Kadehlere değişik tatlarda Ambrosialar doluyor, anında tükeniyordu. Zeus’un keyfi yerinde olurdu, Hera’yı edebilseydi ikna. Hades’in gözlerinde Persephone’nin diri bedeni, Ares, Hephaistos’un ardından çeviriyordu bütün gizli işlerini, şehvet doluydu Afrodit. Poseidon yoktu, hükmediyor olmalıydı en derin denizlere, Poseidon’un zorlamasıyla doğmasaydı oğlu Arion bu kadar kızmaz, kızgın olmazdı Demeter. Eris’in tanrılar masasına salladığı elma gibi düşüverdi Faust-Mephistopheles’in kanla mühürlü ahdi. Perde aralandı, kadehler yeniden dolduruldu, başladı artık Dionysos icadı. Sadece insansı Andromakhe ağlıyor, Prometheus bu sefer zincire değil insanlara vuruluyordu. Atlas bıraktı yükünü, dünya gömüldü bir karanlığa, Homeros’un sesi yankılandı birden her taraftan, bağırıyordu; Sofokles, Aiskhylos, Euripides, Shakespeare ve Goethe diye. Pan’ın melodisi gidiyordu Tartaros’a kadar, açıldı gözleri Kronos’un ve durdu zaman.

1749 yılının yaz ayında doğan Goethe elbet eksiğini tamamlayıp, mevsimine riayet ederek 83 yılını doldurarak 1832 yılının ilkbahar ayında hayata veda eder. Frankfurt’ta varlıklı bir ailede hayata gözlerini açan deha, otobiyografisi olan Yaşamımda Şiir ve Hakikat’te akademik yanını babasından, yaratıcılığını ise annesinden aldığını söyler.

“Babamdan dış görünüşümü ve
Hayatı ciddi sürdürmeyi,
Anacığımdan da şen tabiatımı
Ve hayal kurma zevkimi aldım.”

Fiziki görünümü göze hitap eden, güzel bir ses tonuna sahip, ses tonunu kullanma ustalığıyla karşısındaki insanlarda etki yaratan şair ruhlu, ilim ve sanat ustasıdır. İngilizce, Fransızca, İbranca, Latince ve İtalyanca genç yaşta öğrendiği dillerdir ve anadili gibi rahatlıkla kullanabildiği görülmektedir. Ayrıca annesinden dolayı Homeros’u kendi orijinal dilinde okuyabilecek kadar Antik Yunanca’ya hâkimdir. Daha onlu yaşlarındayken hem dini unsurlara hem de doğu edebiyatına merak salmış, Binbir Gece Masalları ve şair Hafız şiirleriyle tanışmıştır.

Yine Yaşamımdan Şiir ve Hakikat adlı otobiyografisinden anlaşıldığı üzere çocuk denecek yaşta savaşla içiçedir. Yedi Yıl Savaşları’nda Fransa’nın Frankfurt’u işgal etmesiyle Goethe’nin evi Fransız subaylarına karargâh olmuştur. Goethe burada da boş durmaz ve gelişimi için gerekli olan şeyleri olağanca hızıyla öğrenmeye başlar. Sanata düşkün Fransız subaylarının yönlendirmesiyle tiyatro ve resim sanatlarıyla tanışıp yakınlaşması bu zamana denk düşer.

Bir dostuna; “Eşyaya elimizden geldiği kadar iyi bakmalıyız, öyle ki bize bir şey kazandırmayan gün geçmesin,” der.

Babasının tavsiyesi üzerine Leipzig’de hukuk öğrenimine başlar, ufaktan edebiyata giriş yapar ve resim sanatına düşkünlüğü olduğu için akademi öğretmenlerinden resim sanatının inceliklerini öğrenir. Düğün öncesi evlenecek kişilere şiirsel düğün kartları hazırlar ve bunları para karşılığında yeni gelin ya da damatlara sunardı. İlk aşkı da bu döneme denk gelir. Kätchen Schönkopf’a âşık olur ve şiirlerinde onun izi görülmeye başlar. Bütün ilişkilerinin şiirlerle sanatsal bir örgü halini alması “yaşantı edebiyatı” halini almış ve bu hal Goethe ile bütünleşmiştir.

Herder’le tanışması Goethe’nin ilk dönüm noktalarından biridir. Kır gezilerinde Frederike Brion’la tanışması ve onu görmek için saatlerce at sürmesi yeni bir aşkın başlamasına, duyguların derinleşmesine sebep olmuştur. Bu döneme denk gelen Shakespeare tanışıklığı dehada yeni akımların kapısını aralar. İlk tiyatro eseri kendini gösterir. Urfaust artık dehaya göz kırpmaktadır.

Charlotte’ye âşık olması ve bir intihar olayı olan, kayıtlara Werther ismiyle düşen eylem, Goethe’de derin bir üzüntüye yol açar. Bu üzüntünün sonunda ise Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede Genç Werther’in Acıları okunmaya başlar. Öyle bir etki yaratır ki bu monolog mektup, Charlotte’u simgeleyen desenler işlenir fincanlara, intihar eylemlerinde Werther tarzı intiharlar görülür.

26 yaşındayken 33 yaşındaki Frau von Stein ile tanışır. Bu büyülü beraberliğin Goethe üzerindeki etkisi artık gençliğinde duruluğa, duraksamaya sebep olmuştur. İtalya Seyahati’nin baş mimarı Stein’dir. O duyguyla kitabını doldurmuş ve yaptığı İtalya seyahati ile de zaten gören gözleri yeniliğe ve keşfe daha da açılmıştır.

“Roma’ya ayak bastığım gün, tam bir yeniden doğuş.”

“Bu çeşitli farklı şekillerin nerede birbirinden ayrıldığını araştırmaya çalıştım. Ve gördüm ki bunlar birbirinden farklı olmaktan ziyade birbirine benzerlik gösteriyor. Ve botanik terminolojime bakınca bu mümkün, ama işe yaramıyor. İlerlememe yardımcı olmayıp beni huzursuz etti. O iyi edebi niyetim bozulmuştu. Alkimus’un Bahçesi yok olmuş, bir dünya bahçesi açılmıştı. Biz yeni nesil niye böyle dağınığız, niye ulaşamayacağımız, yerine getiremeyeceğimiz şeylere hevesleniyoruz!”

“Ben, kelimeler peşindeyken gözlerimin önünde resimler dikilip kalıyor: Verimli ülke, açık deniz, rayihalı adalar, tüten dağ! Bütün bunları nasıl aktarabilirim bilmiyorum.

Ancak burada kavrıyorsunuz; tarlayı işlemeyi insan nasıl akıl etmiş! Tarlanın her şeyi verdiği, yılda üç hatta beş kez ürün alınabilen bu yerde. En iyi yıllarda aynı tarladan üç kez mısır toplanırmış.

Çok gördüm, daha da çok düşündüm; dünya, kapılarını açtıkça açıyor. Eskiden beri bildiğim her şey üstelik ancak şimdi kendimin oluyor. İnsan nasıl da erkenden bilen ama geç uygulayan bir yaratık!”

İtalya Seyahati notlarından anladığımız yegâne gerçek, deha için bu seyahat tam bir eğitim, tamamlanma olmuştur. Artık Almanya Klasisizminin kollarındadır ve Alman Edebiyatı için bu bir başlangıçtır. Kendine zıt olan Schiller’le tanışması da bu döneme denk gelir. Almanya’da birçok kişinin yadırgadığı Christiane Vulpius ile nikâhsız beraberliği de artık başlamıştır.

Eserlerinin ana teması yaşama sevinci ve mutluluk gibi duygu durumlarıdır. Okuruna heyecanları küçümsenmeyecek kipler sunar. Bu heyecanların buluştuğu en derin karakter Mephistopheles’tir. Ayrıca mimari halkında eserleri de mevcuttur.

Dünya edebiyatına yön verecek tespitleri ve bu kavramı ortaya atandır. Herkesin okuyacağı dünya klasiklerinin diğer milletlere faydalar sağlayacağını her fırsatta dile getirmiştir. Dünya insanı olma tutumundan asla ödün vermemiş, eserlerinin okuyucusu bulacağına gönülden inanmıştır. Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar adlı Eckermann’ın dikte ettiği kitapta Goethe’nin ağzından çıkan edebiyat hakkında bolca tespitler yer almaktadır. Önemli ve kalıcı olan eserdir, şöhret değil demesi edebi kişiliğe bir vurgudur. Bu söz Goethe’yi bilgelikten yaratıcılığa geçirir, Almanların gözünde tanrısaldır.

“Bütün kültürsüz insanların ilgisi konuyla çekilir, işlenişiyle değil!”

“Konuyu herkes önünde hazır görür, özü ancak ona bir şeyler katabilen bulur, biçim ise çoğunluk için bir sırdır.”

Sanat sanat için yapılmalıdır, özünde sanat olan ebedi değerinden bir şey kaybetmez. Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar‘ın edebiyatçının edebiyat yapmasını başka bir şeyle kalemini yönetmemesini söyler.

“Biz yeniler, şimdi Napoleon’la birlikte diyoruz ki: Politika bir kaderdir. Ama sakın en yeni edebiyatçılarımız gibi: Politika edebiyattır ya da politika şairlere yaraşan bir şeydir – demeye kalkmayalım!”

“O zaman özgür ruhuna, bağımsız kuşbakışına elveda demek, buna karşılık dar kafalılık ve kör nefret maskesini başına geçirmek zorunda kalır.”

Kısacası Neşet Ertaş’ın “biz çekmediğimiz derdin türküsünü yapmayız,” cümlesi gibidir yazım anlayışı ve her karakteri mutlaka ayna görevi görür.

Kuzey ve güneyi, doğu ve batıyı birbirine bağlayan deha, yine erken yaşlarda kendine uygun bir din arayışına girişmiştir. İncil’i tam anlamıyla kavradıktan sonra, İbranice dili bilmesinden ötürü Tevrat başta olmak üzere diğer dinler hakkında da bilgi sahibi olmak istemiştir. Dinlere olan merakı Herder ile tanışmasından sonrasında Goethe’yi Kuran okumaya dahi götürür. İslam’daki hoşgöreye hayran kalıp, Hz. Muhammed ve Kuran’a Doğu Batı Divanı’nda övgüyle bahseder.

Doğu için Mevlana neyse batı için de Goethe odur. Çağımızın Mevlana’sıdır. Dilindeki arılık, sağlamlık, eserlerinde kullandığı akıcılık sayesinde modern Almanca’nın temelini oluşturur. Bunun en tipik örneği Yunus Emre’dir. Goethe’nin bizdeki karşılığıdır Yunus Emre.

Dehayı yazmakla bitiremeyeceğimiz kesindir. Hukuk, tıp, resim, müzik, edebiyat, mimari, madencilik, renkler, bitki bilim, jeoloji, anatomi... Yunan mitindeki Sisifos gibi sürekli bir çaba ve çalışma içerisindedir. Ne bir bıkkınlık ne de bir usanma vardır. Ölmeden birkaç ay evvel, evinin penceresinden batan güreşi görür ve yüceliğinden ödün vermeden dağların arkasından batmakta olan güneşi göstermiş ve “batarken bile büyük olduğunu,” vurgulamıştır. Son sözü ise; “Işık, az daha ışık,” olmuştur.

Faust, Goethe’nin en çok bilinen ama en az okunan, iki bölümden oluşan tiyatro eseridir. 12111 dizeden oluşur ve yazımı 63 yılda tamamlanmıştır. Tiyatroda oynanmak için değil, okunmak için yazılmıştır. İçeriğindeki hikâye bir Alman efsanesini konu eder.

Faust bir hesaplaşmadır. İyi ve kötünün, aydınlık ve karanlığın, tanrı ve şeytanın dahası bütün zıtlıkların kitabıdır. İçeriğinde edebiyat, söz sanatı, şiir, metafizik, mitoloji, yaratılış, felsefe gibi insanı ve insan dışı varlıkları konu eden harika bir edebiyat örneğidir.

“Roman yol boyunca gezdirilen bir aynadır,” diyen Stendhal, romanın bir ayna olduğunu vurgulamaktadır. Faust’ta insanın aynasıdır. İnsan aynaya dönüp baktığında ne görüyorsa Faust’ta da o vardır. İncil’deki eksik kalan insan hikâyesinin Tanrı eliyle değil de insan eliyle yazılmasıdır. Temelinde eylem vardır.

Eser bir oyun ihtiyacı olduğunu bildirerek başlar. Bu eylemin başlangıcıdır ve öyle bir oyun olmasını ister ki; zıtlıklar havada uçuşur. Hemen arkasından göğe yükselme ile metafizik varlıkların gökteki vuruşması başlar. Bilgeliğin yaratıcılığa döndüğü yer tam da burasıdır.

Doktor Faust bilgin bir kişiliktir. Bilginliği o kadar hat bir safhada durur ki bu da hayatını sorgulamasına sebep olur. Anlam karmaşası içerisindedir. Eylem, kavram, söz diyerek ve sonuca tatmin edilmeden var olmanın yük olduğuna inanır, ölüm ise tek dileğidir.

Geçmişimde böyle bir sorgulamayla bende karşılaşmıştım; “Dil, toplum, kavram, düşünce, mantık gibi kelimelerini aklımda harmanlıyor ve acaba hangisi bir öncekine ön ayaklık etmiştir diye yorarken kendimi “Kavram’ın” sanırım bunların en birincisidir diye düşlemekten alıkoyamıyorum. Kavramları aşılayan ise dil ve dilin gerekliliği toplum, toplumun oluşması düşünce ve düşünce de mantığı ileri atmaktadır. Kavram yoksa dil yoktur, aynı şekilde kavram yoksa evrende yoktur. Sonra yeniden kafam karışıyor ve kavramı ortaya atan düşünce nereye gitti diye tam düşünürken o da nesi peki bu düşüncelerin doğru olduğunu sayan mantığında kavramdan önce gelmesinin gerekliliğini görüyorum. Ancak yeniden ilk sıralamaya dönüyor ve aydınlığın anası olan karanlığıma gömülüyorum,” diye noktalamıştım.

Mephistopheles, kötüğü isteyen, ancak her zaman iyilik yapan bir kuvvetin parçasıdır. Faust kavramı bulmaki, hakikati öğrenmek, yaşamın anlamı ve bilgilerin en yücesi olan her şeyi bilme zevkine erişmek için bu işe girişmiş ve Mephistopheles anlaşma sağlamıştır. Tıpkı Âdem’in bilge ağacının meyvesini yediğinde bilmenin ötesine geçip, elindeki güzelliklerden uzaklaşarak sonraki her kuşağa mevruz günah olarak bıraktığı bilmenin bedeli gibi o da ruhunu sunmuştur.

Efsanevi ayarın tam metni; “İşte yine geldik aklımızın sınırına, bu noktada siz insanlar bilincinizi yitiriyorsunuz. Madem sonuna kadar yürütemeyecektin bu işi, niçin işbirliği yaptın bizimle? Hem uçmak istiyorsun, hem de başının dönmeyeceğinden emin değil misin? Biz mi ısrar ettik sana, yoksa sen mi bize?” #Mephistopheles

“Eğer bir yerde duracak ve daha ileriye gitmeyeceksek, niçin oraya kadar gidelim?” David Hume

Gretchen, iyiliğin ve duruluğun ortak noktasıdır. Faust burada zevklerin en doruğundadır. Kör bir gözle, hesapsız bir şekilde günahı olsun ya da olmasın bu genç bedende iştahını doyuma ulaştıracaktır. Bilgi ile ten takasıdır.

“Ey cehennem, böyle bir kurban gerekmiş sana!”

Helena; güzelliğin adresidir. Faust yetkin güzelliğe ulaşmanın ebedi doyuma ulaşmak olduğunu sanır. Güzellik ve dehanın birleşmesidir. Zamana dur geçme ne güzelsin, diyebilmektir.

Cadı Mutfağı; Avrupalı olmanın misyonudur. Yazar sırtından bir yükü kaldırıp burada atar. Faust ise dert yandığı yaşlığından kurtuluşa erer ve gençliğin zirvesine konar.

İkinci bölüm eserin çığırından çıktığı yerdir. Mekân ve zaman yoktur. Faust her çağda rahatça hareket edebilmekte, herkese konuk olabilmektedir. Yazarın şairliğinin yanına yaratıcılığı ve bilgiyi kattığı en muazzam yer burasıdır.

“Yunan mitolojisinin güzel konularının yerini şeytanlar, cadılar, vampirler aldı, eski dönemlerin ulu kahramanları yerlerini dolandırıcılara, kürek mahkûmlarına bıraktı. Böyle şeyler güzel bulunuyor şimdi! Başarılı! Ama okuyucu bu bol baharatlı yemeği bir kez tadıp buna alıştıktan sonra, daha çoğunu daha baharatlısını istemeye başlar. Başarılı olmak ve saygı görmek isteyen, ama kendi yolunda gidecek kadar önemli olmayan genç bir yetenek, günün zevkini kabullenmek zorundadır, evet korkutma ve ürkütme konusunda kendi öncülerini aşmak zorundadır. Bu dış dünya ile ilgili etki yaratan unsurların peşine düşüldüğünde, yeteneğin ve insanın kademe kademe oluşan kapsamlı gelişimi ve bunun dışa vurumu üzerinde durulmamış olacaktır. Genellikle edebiyat bu anlık yönelimden kârlı çıkacak olsa da, bu bir yeteneğin başına gelecek en kötü şeydir.”

Eserin her bir satırında yaşamdan ve dünyadan ayrıntılı gözlemlerin etkisi görülür. Boş yazılmış eserden ve kurgudan ziyade dolu dolu yaşanan bir hayattan beslenerek zenginleşen ve gördüğü her şeyi algılayan özümleyen deha edebi kişiliğini en üstlere taşımıştır. Bunda çocukluğunda geçirdiği eğitimler, herhangi bir gravüre saatlerce bakıp, ondan manalar çıkarması. Yapıların muazzam güzelliğinde hayallere dalıp, kendi düşlerinde yeniden doğması ve arkadaş çevresinin genç şaire ilham verecek, destekleyici bir ortamı sunması ve özellikle de aşklarında yaşadığı duygu derinliği, antik yıllara beslediği merakı sebep olmuştur.

Goethe, "fakat şu da var ki, ben dünyayı içimde hissetmeseydim, bakan gözlerimle kör kalır, tüm araştırmalarım ve deneyimlerim tümüyle cansız, boşuna çabalar olmaktan öteye gidemezdi. Işık burada, tüm renkler etrafımızı sarmış; ama kendi gözlerimizdeki ışık ve renk olmasaydı, dışımızdaki bu gibi şeyleri algılayamazdık.”

Benim Faust kitaplarım Doğu-Batı Yayınları, Bordo Siyah Yayınları ve Öteki Yayınevi yayımlarıydı. İlk tercihim ise Doğu Batı Yayınları’dır. Ancak kesinlikle Bordo Siyah Yayınları da azımsanmayacak kadar güzel bir çeviri sunmaktadır. Öteki Yayınevi yayımı eh işte denecek bir çeviriyle sadece birinci bölümü sunmaktadır.

Sözün özü; muazzam denecek dizelerle okuyucusunu büyüleyecek bir eserdir. Ancak eserin iç dünyasını çözebilmek çok zordur. Harika bir dünya bakışının somut bir örneğidir olan karakterlerden neler alacağınız ise tamamen size kalmıştır.

Johann Wolfgang Von Goethe - Faust
Johann Wolfgang Von Goethe – Yaşamımdan Şiir ve Hakikat
Johann Wolfgang Von Goethe - Doğu Batı Divanı
Johann Wolfgang Von Goethe - Yarat Ey Sanatçı
Johann Peter Eckermann - Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar

Not: İsim belirtilmediği yerlerde “...” içerisindekiler yazara aittir.
351 syf.
·10/10 puan
Tam adı,Johann Wolfgong Van GOETHE olan yazar,
1749'da Frankfurt (Almanyada bir şehir) da doğdu.

1765-1768 yılları arasında Leipzig'de (Almanyada bir şehir)

1770-1771'de Strasbourg'da (Fransada bir şehir) hukuk öğrenimi gördü.

1773-1775 yılları arasında Faust'un çekirdeği olarak kabul edilen"Urfaust"adlı yapıtını tamamladı.

Goethe, 1770 yılında yazmaya başladığı ve hayatının 60 yılı boyunca"Faust"üzerinde çalıştı.
Yaşamının son günlerinde bitirdiği Faust,Dünya tiyatrosunun öne gelen eserlerinden biri olarak görülmektedir.

Latincede bir anlama göre,Faustus mutlu olmaya yazgılı demektir.
Mefisto(Şeytan) onun ruhunu çalıp,kendi hilekârlığına göre yöneltmeye çalışsada,Faust her daim Tanrı ile mutluluk konusunda yazgılı bir insandı.
"
Faust'un şeytan ile vardığı bir anlaşma ve bunun sonuçları üzerine kurulu bu eser,okuyan her bir insanda Goethe'ye yeniden hayranlık kazanmak için yeterde artar bile.
"
~Faust,kitabının cevap aradığı soru;
●⚘Bir insan,kendisine bencillik edip,nefsini şeytani arzulara odakladıktan sonra kendi benliğindeki iyilik ile doğru yolu bulabilir mi ?
○⚘Kitaptan yola çıkarak, yanıtım "Evet"
İşte kitapda tam bunun üzerine kurulu.
Hayırlı Akşamlar
250 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Faust - Birinci Tragedya (Faust I), 1808 yılında Johann Wolfgang von Goethe tarafından kaleme alınan bir dramadır. Trajedi, 1500’lü yıllarda Almanya'da gerçekleşir ve bilgi için çaba sarf eden ve hayatının akışından tat alamayan bilim adamı Heinrich Faust hakkındadır. Bu nedenle, şeytanla kader bir anlaşma yapar ve şeytana anlaşma karşılığında ruhunu vaat eder.

Dr. Heinrich Faust, bilimsel çalışmalarına ve iyi eğitimlerine rağmen, bilgi için susuzluğunu tatmin edemeyen, saygın bir bilim adamı ve akademisyendir. Bir gece çalışma odasında otururken yaşamın anlamı ve manası hakkında sorgulamaya başlar ama cevap bulamaz.

Daha sonra ruhlar alemine döner. Bir dünyevi ruhun tasvirinde hayaletlerle yüzleşmeye çalışıyor ama pek de başarılı değildir. Güçsüzlük tarafından sindirilmiştir ve kendi hayatını son vermek ister. Ancak, intihar girişimi esnasında Paskalya gününe denk geldiği ve o gün çalan çanlar kendisinde çocukluk anılarını çağrıştırdığı için bu durumdan aşırı rahatsızlık duyar.

Ertesi gün yardımcısı Wagner'le biraz dikkat dağıtmak için yürüyüşe çıkarlar. Daha sonrasında bu yürüyüşten siyah bir Kaniş köpeği ile döner. Kaniş, Faust ile bir anlaşma yapacak olan Mephistopheles'in ta kendisidir. Mephistopheles, Faust'a hizmet etmeyi ve tüm isteklerini yerine getirmeyi kabul eder. Şeytanın ona mutluluk getirmeyi başarması karşılığında, Faust ona ruhunu teslim edeceğine dair şartlanır.

Mephisto, Faust'u ilk olarak "Auerbachs Keller'de bir içki partisine götürür ve Faust'a yaşamanın, hayattan zevk almanın ne kadar kolay olduğunu göstermek ister. Her ikisi de öğrencilerin olduğu bir masaya oturu ve Mephistopheles masaya farklı şarap türleri büyüler. Masa ortamındakiler daha da içtikçe, öğrencilerin, insanların davranışları hayrete düşürecek kadar hayvanları anımsatmaya başlar.

Ama şarap aniden büyüleyici bir şekilde ateşe dönüşür ve sarhoş olanlar ellerinde bıçaklar ile Mephisto'ya saldırırlar. Mephisto’nun büyüsünün gücü sayesinde Faust ile birlikte, Auerbachs Keller’den kaçmayı başarırlar.

Mephisto sonrasında Faust'u cadılar mutfağına getirir. Burada Faust (Mephisto aracılığı ile) kendisini gençleştiren ve onu kadınlar için çok arzu edici kılan bir iksir içer.

Şehre döndüğünde, Faust genç Gretchen ile tanışır. O kız için kendinden geçmekte adeta deli olmaktadır. Faust, Mephisto'dan Gretchen'i kendisine sevgilisi olarak ayartmasını talep eder, aksi takdirde Mephisto'yu mutabık olunan anlaşmayı bozmakla tehdit etmektedir. Mephisto kurnazca bir plan ile Gretchen’i ayarlayacağını Faust’a açıkça ifade eder ve kızın yokluğunda Faust’u onun odasında alır. Gretchen'in odasında dolaba geri döndüğünde onun bulacağı şekilde mücevher saklar.

Faust, amacına ulaşmak için Mephisto'dan Gretchen'in komşusu Marthe'ye yaklaşmasını ister. Marthe'de Mephisto'dan hoşlanmakta ama kayıp kocasının artık yaşamadığından da emin olmak istemektedir. Faust ve Mephisto, Marthe'nin kocasının öldüğünü ifade ederek kadını aldatırlar.

İstenilen olmuş gibi görünmektedir ve bu iki çift Marthe'nin bahçesinde buluşurlar. Faust ve Gretchen ilk defa birbirlerine yakınlaşırlar ve bir bahçe içinde ikili arasındaki ilk öpüşme vuku bulur.

Faust daha sonrasında sükûnet ister ve Mephisto'ya olan bağımlılığın giderek daha fazla farkına vardığından huzuru din, meditasyonda ve doğada arar. O (Mephisto) ise yine Faust'un Gretchen'e olan düşkünlüğünün farkındadır. Gretchen ise uzun zamandır Faust'un öpücüklerine hasret kalmaktadır. Her ikisi de tekrar buluştuğunda, Gretchen'in dindarlığı üzerine ve Faust'un bu konu hakkındaki muhalif fikirlerinden konuşurlar.

Faust git gide daha çok şehvete kapıldığından Gretchen'e uyku ilacı verir. Sevdiğine, bunun sözde zararsız bir ilaç olduğunu ve annesine vermesi gerektiğini, böylece ikisinin de rahatsız edilmeden birlikte bir gece geçirebileceğini anlatır. Ancak talihsiz bir şekilde Gretchen'ın annesi uyku ilacından dolayı ölür.

Annesine bu yaptığından aşırı rahatsız olan Gretchen, asker olan kardeşi Valentin ile buluşur. Valentin Gretchen'in yüz ifadesinde hemen masumiyetini kaybettiğini ve bu sebepten ötürü Faust'tan intikam almak istediğini fark eder. Faust ve Mephisto için evin önünde beklemeye koyulur. Valentin ve Faust arasında bir düello vuku bulacakken aniden Valentin'in koluna felç iner ve Mephisto'nun yumruğu Gretchen'in kardeşini deler geçer.

Bu hadise sonrasında Faust ve Mephisto şehirden kaçarlar. Gretchen ise ölmekte olan kardeşi ile geride kalmıştır. Kardeşinin gayesi, toplanan kalabalığın saldırmakta ve fahişelik ile suçlamakta olduğu Gretchen'i ölmeden önce söyleyeceği son sözleri ile öfkeli kalabalığın elinden kurtarmaktır. Kardeşinin ölümünden sonra, Gretchen kutsal kiliseye sığınır. Orada, onun hamile olduğu şüphesini doğrulayan kötü bir ruh çıka gelir.

Bu arada Mephisto, Faust'u Brocken'deki Walpurgis Gecesi'nin cadılar dansına götürür. Orada, ikisi de şehvetli cadılar ve onların sadık oyunlarıyla eğlenirler.

Kasvetli bir günde, Faust, Gretchen'ın yalnız ve umutsuzluğun vermiş olduğu buhran ile yeni doğan çocuğu öldürdüğünü ve şimdi bu sebepten dolayı ölüm cezasına çarptırıldığını öğrenir. Faust, bu felaketten dolayı Mephisto'yu suçlamaktadır. Ancak o ise kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddeder. Sonuçta, Gretchen'i şehvet ile arzulayan ve hamile bırakan Faust'un ta kendisidir.

Şehre geri dönmenin tehlikeli olduğunu bilmesine rağmen, Faust, Gretchen'i zindandan kurtarmak ve bu konuda Mephisto'dan yardım istemektedir.

Mephisto atları temin edebileceğini ve bekçiyi uyuta bileceğini söyler, ama Gretchen’i Faust’un kendisin kurtarması gerektiğini ifade eder. Faust zindana sızarak Gretchen'i onunla birlikte kaçmaya ikna etmeye çalışır. Ancak, Gretchen, daha fazla çaresizlik ve bir bilinmezlik içine çekilmekten korktuğu için, Faust'un yardımını reddeder ve kendisini Tanrı'ya adar. O günahlarından arınır ve Faust Mephisto ile kaçarlar.

Goethe'nin »Trajedisi« bir dünya edebiyatı klasiğidir. Bu drama, çaresiz bilgi arayışını ve hayatından tamamen memnun olmayan bir kişinin hiç bitmeyen arzusunu tasvir etmektedir. Bilgi ve şehvet arzusunu tatmin etmek adına Faust kendini şeytana adar ve bu anlaşmadan dolayı masum bir kızın da hayatını mahveder.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesinde görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
326 syf.
·19 günde·Puan vermedi
Bu kitabı okumak büyük bir başarı idi. Çünkü 60 sene yazılan bir kitabı, 60 sene boyunca büyük emeklerle yazılan bir kitabı diğer kitap gibi 3-5 günde okuyup bitirmek gerçekten zordu.
Ve teşekkür ediyorum Goethe'ye, çünkü kitapın içinde merak ettiğim bir sürü şey öğrendim. Ne bileyim mesala inançlara göre tanrıları, perileri ve daha sayamadığım bir sürü şeyi öğrendim teşekkürler Faust, teşekkürler mefisto ve teşekkürler büyük yazar Goethe.
151 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Felsefik içeriği ve aynı zamanda edebi değeriyle tüm dünyada ün kazanmış, tamamlanması yaklaşık 60 yıl kadar süren Alman edebiyatı ustası Goethe'nin bu eseri, Şeytan-Faust-Ve Diğerleri( buna Tanrı'da dahil) arasında geçen ilginç ve bir o kadar da düşündürücü diyalogları içerir.

Spoiler içerebilir..Ancak bu kitap spoisiz anlatılmaz.:)
Faust doktor, bilim adamı ve bir üniversite hocasıdır. Oldukça kendinden emin fakat mutsuz bir karakterdir. Eseri ben üç bölüme ayırabildim şöyle ki; İlk bölümde Faust'u tanıtan bir giriş, üniversite ögrencilerine atıfta bulunulan ikinci bölüm ve son olarakta Faust'un şeytan Mephistophelesle köylü ve dindar bir kızı kendine aşık etmesi için pazarlık yaptığı üçüncü bölüm. En önemli bölümde bu bölüm aslında: Tanrı'yla da pazarlık eden ve Faust'u baştan çıkarabileceğine inanan Mephisto(şeytan) Faust'un yanına gelir. Bilgiye duyduğu açlığın dinmeyeceğini ve dünyadaki hiçbir seyin onu doyuramayacağını bildiği için Faust'un ikna olması zor olmaz ve anlaşmayı hemen kabul eder. Faust Şeytan Mephistopheles'e( ışıktan nefret eden anlamına gelir) istediğini vermesi halinde ruhunu verebileceğini söyler.Margarethe'nin yer aldığı son bölüm tam olarak sonlanmamış ancak ne Şeytan ne de Faust istediğini elde edememiştir.

Bu kitabı ön bilgi edinmeden okumamanızı tavsiye ederim. Lakin benim gibi iki kere okumak durumunda kalırsınız:))

Kitap Almanya'da Modernizmin ilk örneğini verir bize. Hatta Modernizmin tragedyası şeklinde yorumlanmıştır.

Çeviri konusunda bir şeyler söylemek isterim; Bu tip eserleri imkânınız varsa( dilin orjinalini biliyorsanız) orjinalinden okuyun.Aksi halde hangi çevirmen daha iyi çevirmiş diye merak edersiniz. Dorlion Yayınlarını Aycan Özüpek çevirmiş. Fena değildi ama bir karşılaştırma yapamicam tabi:)

Faust'un Yunan Mitlerine atıfta bulunan bir tarafı da vardır. Bu anlamda da bir ön bilgi gerekiyor bence.

Eser Opera ve Tiyatro örnekleriyle de karşımıza çıkar.
Şuraya operasını yapıştıralım hemen:)
https://youtu.be/XYqfJOuZIm0

Şeytanla ilgili kişisel fikrime gelince, bana göre Şeytan dinlerde inanıldığı gibi insandan farklı bir varlık değildir.Bir alegoridir; insanın olumsuz, negatif, kurnazca ve hatta belki son derece akıllıca tarafinı izah eder. Yani Şeytan aslında hep bizimledir, tıpkı Melek gibi. Hayatınızda aldığınız kararlar sizin nerede durmak istediğinizle, seçimlerinizle ilgilidir.Dolayısıyla belkide Tanrı sizsinizdir:)) deyip kaçıyorum. Okuyucunun sınırlarını daha fazla zorlamadan toz olayım:))
Mutlaka okuyun arkadaşlar çok kıymetli bir eser..Buraya kadar geldiyseniz de ayrıca teşekkür ederim:)
326 syf.
·63 günde·1/10 puan
(Türkcemde hata olabilir, türkiyeli degilim, duyarli olmanizi rica ediyorum, ayrica feminizim icerir)

Bu kitabi malesef nadiren anlayanlar oluyor.
Goethenin hayat eseri olmakla beraber bircok mesajlar ve gercekler icerir. Ilk okudugumda nefret ettigim bir kitapdi. Ikinci kez okuyup anlamaya calistigimda ve Goethenin kendi kitabi hakkinda yazdiklarini göz önüne aldiktan sonra fikrim az da olsa degisti. Genelde faideli kitaplar okurum ve bu tür kitaplar ilgimi cekmez. Ama bu kitapda bir cok sey var: Bilim, "Din", "Ask", Simya, Kötülük- Sinsilik, Pismanlik, Felsefe.....hatta ve hatta aptallik ve ic güdülerine yenilmek gibi bir seyden de bahsedebiliriz.
Heinrich Faust karekteri aslinda dünyadaki bir cok insani temsil etmekdedir. Bilim adami olup kendini normal hayattan isole etmis olan Faust, toplumdaki yaygin olan Hiristiyanliga arkasini cevirmis ve hayatin din olmadan anlami kalmadiginin farkina varmis bir kisidir. Hayatin anlamini aramaya calisirken lakin hem bilimden hem dinden kendisini uzaklastirmistir. Varlik kirizi olarak adlandirilan( almancada öyle türkcesinde nasil deniliyor bilmiyorum, eseri almanca okudum) bir durumda olup bambaska bir yolda buluyor kendisini- diye diyebilirmiyiz? ilk okudugumda böyle düsünmüstüm. |Dikkat spoiler!|>Aslinda bu tez dogrudur lakin Faust kendi canini almak isterken, onu hayatta tutan cocukluk anilari olmustur. Bence o an aslinda Faust cocuklugundaki oldugu gibi, safligi ve hayatin tadini cikarmak gibi seyleri özlediginin farkina vardi veya Goethe bunu okuyuculara vurgulamak istedi. Bu hissi sonsuz mutlulukla yani dinde olup sonsuz umutlu olmak gibi bir konumla cagristirmis oldugunu düsüniyorum. Cünkü cocuklugunda kendisin toplumdan ve dinden daha isole etmemis durumdaydi. Bu durumu özlemis olabilir. O yüzden Mephisto onun zayif yönünü kullanarak onu sonsuz pismanliga götürmeyi basarabildi. Ayrica Margaretenin henüz daha cok genc bir kiz oldugunu da unutmamak gerek. Tabiki anlam vermedigim bircok konu var. Faust bir „ruh“ cagirip ve onun cikacagina inanip, hadi onu gectim. seytanla anlasma yapip, tanri gibi bir varliga neden inanamiyor? Bu ayrinti kitabi okurken beni cok rahatsiz etmisti. Faust bence daha cok ic güdüsel isteklerine yenilmis ve kendini "inanmadigi" bir yaraticiyla ayni seviyeye koyan( evet kitapda bunun gibi ifadelerde bulunuyor, tabi Ruh onu kabul etmediginden sonra hic de öyle olmadigini kabul etti) bir ahmagin teki. Cogu kisi tersini düsünebilir ama bu benim sahsi fikrim. Neticede Faust Margareteyi cinsel obje olarak görmedi diyemeyiz. Faust aslinda ayrica bir katil ( evet feminist mode on). Sonucda 4 kisi öldürüp kizcagzin hayatini mahv etti ve de kendisini sonsuz pismanliga götürdü. Cok bilmis beyefendi kizla beraber olurken hamile kalabilecegini düsünemedi tabi.

Peki okunmasini tavsiye edebilirmiyim? Ben her kisiye tavsiye etmiyorum cünkü eserin derinliklerini anlamayan kisi faust karakterini sonunda benimsemis olabiliyor ( yani onun görüslerini). Aslinda hepimiz bazen iyi bir seyi isterken kötü yola girebiliyoruz ve kendimizi oldugumuzdan daha zeki görüyoruz, kendi zaflarimiza yenilip, bazen kanit önümüzde oldugu halde inanmak istemiyoruz ( aslinda ben böyle degilim ama empati felan kuruyormusum gibi yapim dedim caktirmayin). Bu eserden kendimce bir cok ders cikarabildigimi söyleyebilirim. ( Ayni fikirde olmayanlara saygim sonsuz.)
326 syf.
·4 günde·6/10 puan
Okuması her yiğidin harcı olmayan bir kitap Faust o yüzden okuma yeteneğine güvenen hatta gerektiğinde ikinci kez okumaya gözü alanlar başlasın.Kitap özünde Mefisto denilen şeytanın Faust adındaki doktorla girilen iddaa sonucu Faust'un ruhunu şeytana teslim etmesi olarak özetlenebilir.Ruhuna girilen bu iddaa uğruna geçen olaylar ve yılları okurken karşınıza çıkmayan kalmıyor neredeyse.Thales,Helena,Periler,Cinler,Cüceler...Tabiat üstü,mitolojik ögeler,felsefik akımlar ve bir çok konuda bilgiler sunuyor okuyucuya Goethe.Ama kitabı sessiz bir yerde tüm dikkati vererek okumak gerekiyor aksi halde bir yerden sonra beyin firar edip konudan kopuyor bir köşede uyuyakalabiliyorsunuz.Yazar 60 yılda yazmışsa bizlerde biraz ciddiyeti çok görmemeliyiz. :)
332 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Kesinlikle efsane bir kitap. On sene sonra bile aynı zevki veriyor. Bir sahnede bütün yaşamı, ölümü, cenneti,cehennemi... her şeyi anlatan ve anlatırken çok anlaşılır ve sade bir dil kullanması...
Kalmadı böyle yazarlar maalesef.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Faust
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
351
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054138555
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Elips Kitapları
İlk gençlik heyecanlarıyla okunan kitapların etkisini, o ilk okumanın verdiği benzersiz hazzı unutmak mümkün mü?

İletişim ve bilgi edinme imkanlarının son hızla arttığı bir çağda, gençlerimizi ve çocuklarımızı kitapların dünyasıyla buluşturmak eskisi kadar kolay olmasa gerek. Bu anlamda, Milli Eğitim Bakanlığının ilköğretim ve ortaöğretime yönelik 100 Temel Eser şeçimi; öğrencilere, velilere ve öğretmenlere, kısacası kültür dünyamıza katkıda bulunacak herkese yararlı olacak niteliktedir.

Kitabı okuyanlar 7,6bin okur

  • Seher ekici
  • Esranur Aydın
  • özge şener
  • arzu kılıç
  • nakrüt
  • Emrullah ecer
  • adem bağoğlu
  • Evri badi is full
  • Kevser Özkısa
  • RECEP ALINÇ

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.4 (43)
9
%2.1 (37)
8
%2.6 (47)
7
%2.2 (40)
6
%0.9 (16)
5
%0.7 (12)
4
%0.1 (1)
3
%0.1 (2)
2
%0.2 (3)
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları