Goethe’nin Faust’u, çoğu zaman “şeytanla anlaşma yapan adam” anlatısı üzerinden okunur; fakat metnin merkezindeki asıl mesele kötülük değil bilinç. Goethe burada ahlaki bir hikâye kurmaktan çok, insan zihninin kendi sınırlarını aşma saplantısını inceliyor.
Aslında Faust karakteri Goethe’yle başlamıyor. Kökeni 16. yüzyılda yaşamış olduğu söylenen simyacı Johann Georg Faust’a dayanıyor. Yıllar boyunca onun hakkında anlatılan hikâyeler büyüyor ve sonunda “ruhunu şeytana satan adam” fikrine dönüşüyor. Ama Goethe bu eski efsaneyi olduğu gibi kullanmıyor. Doctor Faustus gibi önceki yorumlarda mesele daha çok günah ve ceza etrafında dönerken, Goethe’de olay insanın kendi bilinciyle kurduğu sorunlu ilişkiye dönüşüyor.
Faust, asla klasik bir trajedi kahramanı gibi davranmıyor. Onu harekete geçiren şey yoksunluk değil, doyumsuzluk. Bilgiye ulaşmış fakat bilgi artık dünyayı açıklamaya yetmiyor. Sorun artık “ne biliyorum?” değil “bilmek neden hiçbir şeyi değiştirmiyor?” sorusu.
Mephistopheles metafizik bir şeytandan çok, radikal bir bilinç biçimi gibi duruyor. Sürekli küçümseyen, anlamı aşındıran, insanın kurduğu her ideali çözmeye çalışan bir akıl. Onun işlevi Faust’u kötülüğe sürüklemekten çok, bütün yanılsamaları görünür kılmak. Metindeki en güçlü gerilim iyi ve kötü arasında değil; anlam arayışı ile anlamsızlık bilgisi arasında.
Goethe’nin dili de bu yapıya uygun biçimde ilerliyor. Metinde ton sürekli değişiyor. Bir anda felsefi bir tartışmadan grotesk bir sahneye, oradan lirik bir parçaya geçiliyor. Bu da esere parçalı ve zaman zaman kaotik bir ritim kazandırıyor. Ancak bu düzensizlik oldukça bilinçli; çünkü Faust zaten bütünlüklü bir hakikat fikrine kuşkuyla yaklaşan bir metin.
Gretchen bölümü kitabın en önemli kırılma noktalarından biri, çünkü burada soyut düşünce