Eğer dünyadaki konumumuzu doğru olarak anlayabilseydik, eğer kıyaslamak, yaşamak'tan ayrılmaz olsaydı, mevcudiyetimizin ufaklığının açığa çıkması bizi ezerdi. Ama yaşamak, kendi boyutlarına karşı körleşmektir...
....sevgiler tükeniyor, tüketiliyor, özen gösterilmiyor, sevginin de kuralları vardır, üzerinde çalışmak, işlemek gerekir. Bakmazsan, uğraşmazsan, büyümez...
Sömürü insanın karşısına aniden çıkmıyor. Genellikle hiç belli etmeden, sinsi sinsi yaklaşıyor. Sömürü her alanda, bir sıvı gibi yavaş yavaş giriyor, belli etmeden... Çeşitli kılıklara bürünüyor, aşk oluyor, yakışıklı bir erkek oluyor, bir çift güzel söz oluyor, sempatik bir patron oluyor, ün oluyor, hatta zaman zaman para bile oluyor. Sömürünün marifeti önce size zevk veriyor olması. Sömürü çok akıllı. Önce sizi mutlandırıyor, umutlandırıyor, ondan sonra yavaş yavaş iliğinizi, kemiğinizi kurutuyor. Bir kez de sararsa her yanınızı, hiç çıkmıyor. Karar vermelisiniz, sömürüyü hissettiğiniz anda kendinizi geri çekmelisiniz, yoksa aşktı, ündü, iltifattı, bunun sonu gelmiyor.
Ah şu ölümlü dünya, diyorum aynı cenaze törenlerindeki gibi, hiçbir şey için üzülmeye değmez... Yaşa, yalnızca yaşa, yaşadıklarından tat al, olur olmaz şeyler için dertlenme. Yaşarken mutlu olman için yapman gereken tek şey, savaşmak... Savaşarak pek çok şey edinmelisin ki, onlar sırası gelince seni mutlu etsin, güçlü kılsın.